tanrı

*

zengin ve kadim bir çarlık vardı..

kadınlarının dayanıklılığı, erkeklerinin yiğitliğiyle ün yapmıştı.. bu çarlık postacı mizyumin'in evinde sobanın arkasında kurulmuştu.. burada senka adında tuhaf bir karafatma vardı; tüm karafatma çarlığında fitnecilikte, cazgırlıkta en birinciydi.. karafatmalıların senka'dan kurtuluşu yoktu: yaşlılar ona vız geliyordu; tanrıya inanmıyordu : "yoktur!" diyordu..

"ne demek yok, gözüne perde mi indi ? ışığa çık da gözlerini aç! ondan sonra da yok de, bakalım.."

"n'olmuş, çıkarım.." diye kabarıyordu senka..

ve bir keresinde çıktı.. çıktı ve bir çığlık attı: "tanrı gerçekten de varmış! işte o, işte! korkunç, karşı konulamayacak derecede büyük, pembe basmadan bir gömleği var, tanrı.."

tanrı, yani postacı mizyumin ise çorap örüyordu: o boş zamanlarında bu türden elişleriyle uğraşmayı severdi.. mizyumin, senka'yı görünce deliler gibi sevindi :

" a aa, can dostum, soba arkasının karafatması! nerden geliyorsun ? merhaba ! "

postacı mizyumin bu aralar mutlaka konuşmalı, senka'da başka konuşacak kimse de yok..

"ey senka kardeş, evleniyorum ben.. nişanlım birinci sınıf.. karafatma ruhunla bir düşünsene, asil ve yüzelli ruble çeyizi var! ah, seninle yaşadık! yaşadık, senka! ha ?"

senka ise içlendiği için gözlerini fal taşı gibi açtı ve öylece kalakaldı : tüm söylediklerini unuttu..

mizyumin'in krasnaya gorka'da (türkçesi kızıl tepe, baharın gelişini sembolize eden bir bayramdır, bu dönemde evliliklerde artış olur..) düğünü var ve asil nişanlısı düğüne kadar kendisine mutlaka yeni galoşlar satın almasını tembihledi.. değilse mizyumin'in bir yıldır ayağında taşıdığı, babasının on dört numara deri ediklerini (metinde mizyumin'in ayakkabasının yürürken ses çıkarttığına özellikle dikkat çekiliyor..) giymesi çok ayıp olur.. mizyumin daha sokağa çıkar çıkmaz çocuklar peşine takılıyorlar..

" a! a! edik! edik! koş! edik! koş! edik!" diyorlar..

mizyumin çorabı ördü ve trubnaya'ya (1900'lü yıllarda moskova'da bir meydanın adı) gitti : çorabı satmak ve yeni galoşlar almak için.. mizyumin'e kafeste saka kuşları gösterdiler.. bir bakan gözünü ayıramaz..

"bu saka yavrusunu almak daha mı iyi, acaba ? galoşlarım henüz sağlam.."

bir kafes satın aldı ve hediye olarak nişanlısına götürdü..

"bakın çorap ördüm, sattım ve sizin için saka yavrusu satın aldım.. layık değil ama içimden geldi.."

"na-sıl? ço-rap-mı? ayaklarında yine edikler mi var ? ha-yır, daha fazla katlanamam.. yalnızca bir çorapçıya varacağımı düşünmek bile yeter! ha-yır, hayır, söz konusu bile olamaz!"

mizyumin'i kapı dışarı etti.. mizyumin bir meyhanede çatlayıncaya kadar içti: dut gibi sarhoş duvarlardan tutunarak eve döndü..

karafatma senka'da duvarda tanrıyı bekliyordu : tanrının söylediklerini içli içli dinlemek için her akşam beklerdi..

postacı mizyumin acı gözyaşları arasında burnunu çekiyordu ve eliyle duvarı yokluyordu.. istemeden parmağıyla senka'ya dokundu.. senka kafasının üstüne cehennemin ta dibine düştü..

kendine geldi : sırtüstü yatıyordu.. yan taraflar dümdüz ve kaygan, korkunç bir derinlik.. uzaklarda bir yerlerde zar zor tavan seçiliyor..

ve senka tanrısına yalvarmaya başladı :

"kurtar, yardım et, acı!"

hayır, öyle derin bir yer ki, kesinlikle tanrı da buraya ulaşamaz, burada böyle yok olup gideceksin..

.. postacı mizyumin acı gözyaşları arasında burnunu çekiyordu.. pembe keten gömleğine burnunu sildi :

"senka, senyuşka, yaşantımda kalan tek varlık.. neredesin.. seni nereye attım, canım benim.."

mizyumin, senka'yı kendi ediğinin içinde buldu.. senka'yı on dört numara ediğin dibinden parmaklarıyla çıkardı, duvara koydu: "yürü!"

ama senka hareket bile edemiyor, sersemlemişti : tanrı ne kadar büyük! ne kadar iyi kalpli! ne kadar güçlü!

tanrı, yani postacı mizyumin ise burnunu çekti ve pembe keten gömleğine sildi..

**

yevgeni ivanoviç zamyatin

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

hasta

hasta

hasta