dragon
*
amansız bir soğuk vardı, peterburg ateşler içinde yanıyordu ve sanrılıyordu.. açıktı ki duman perdesinin ardında görünmeyen, zincirlerin üzerinde bir süre cızırdayan, zaman zaman gıcırdayan sarı ve kırmızı kolonlar, kubbeler, gümüş rengi parmaklıklar sanrılıyordu.. dumanın içinde, ateşler içinde yanan, olağanüstü bir buz güneş sağda, solda, yukarıda, aşağıda: alev alev yanan bir evin üzerinde bir güvercin.. sanrılı, dumanlı dünyadan dragon/insanlar çıkıverdi yeryüzüne, dumanlı dünyada işitilebilen sözcükler/dumanlar savuruyorlardı, ama savurdukları dumanlar bu dünyada beyaz, yuvarlak buhar kümeleri halindeydi; ortaya çıktılar ve dumanın içinde kaybolup gittiler.. ve tramvaylar yeryüzünden meçhule doğru gıcırdayarak çekip gitti..
tramvayın kalktığı platformda bir dragon elinde meçhule götürdüğü bir tüfekle bir süre durdu.. kasketi burnuna kadar inmişti ve elbette kulakları olmasaydı kafasını yutabilirdi: kasket takoz görevi yapan kulaklarına oturmuştu.. paltosu yerleri süpürüyordu; paltosunun kolları sarkıyordu; çizmesinin dolakları yukarı doğru katlanarak çıkıyordu - boştu..
ve dumanın içinde bir delik : ağız..
tüm bunlar yer değiştiren, hareketli dünyada oluyordu ve burada dragon tarafından savrulan o amansız duman görünüyor ve işitiliyordu:
".. onu götürüyorum: yüzü entelektüllerinki gibi, sadece itici görünmüyor.. hâlâ konuşuyor, zilli, ha? konuşuyor!"
" ee, götürdün mü?"
" götürdüm: aktarmasız -doğruca göklerin melekutuna.. süngücükle.."
dumanın içindeki delik büyüdü: sadece içi boş bir kasket, içi boş çizmeler, içi boş bir palto vardı.. tramvay dünyadan çekip giderken gıcırdıyordu..
ve birden paltonun boş kollarından kızıl, dragon pençeleri uzamaya başladı.. içi boş palto yere oturdu: aman vermez dumanın içinden çıkarttığı gri, soğuk, katılaşmış şey pençelerinin arasındaydı..
" canım benim! serçecik! donmuş mu? hadi, konuş benimle!"
dragon kasketini geriye çekti ve dumanın içinde iki göz, sanrılı dünyadan insanların dünyasına açılmış iki yırtık..
dragon kızıl pençelerine tüm gücüyle hohladı, bu sözler serçecik için anlaşılırdı, ama o sözler sanrılı dünyadaydı, duyulmuyordu..
tramvay gıcırdıyordu..
" bak şu zilliye, sanki çırpınıyor gibi, ha? hâlâ hayır mı? ama bitecek, hey kal.. hey, söy-le!"
tüm gücüyle hohladı.. tüfek yerlerde sürünüyordu.. ve kaderin yazdığı anda, yazdığı noktada gri serçecik boşlukta sallandı, bir kez daha sallandı ve dragonun kızıl pençelerinden meçhule doğru uçuverdi..
dragon duman çıkan ağzını kulaklarına kadar yayarak sırıttı.. dünyaya açılan yırtıklar kasketle ağır ağır kapandı.. kasket, takoz görevi yapan kulakların üzerine oturdu.. kondüktör, tüfeği göklerin melekutuna doğru kaldırdı..
tramvay insanların dünyasından meçhule doğru çekip giderken dişlerini gıcırdatıyordu..
**
yevgeni ivanoviç zamyatin
amansız bir soğuk vardı, peterburg ateşler içinde yanıyordu ve sanrılıyordu.. açıktı ki duman perdesinin ardında görünmeyen, zincirlerin üzerinde bir süre cızırdayan, zaman zaman gıcırdayan sarı ve kırmızı kolonlar, kubbeler, gümüş rengi parmaklıklar sanrılıyordu.. dumanın içinde, ateşler içinde yanan, olağanüstü bir buz güneş sağda, solda, yukarıda, aşağıda: alev alev yanan bir evin üzerinde bir güvercin.. sanrılı, dumanlı dünyadan dragon/insanlar çıkıverdi yeryüzüne, dumanlı dünyada işitilebilen sözcükler/dumanlar savuruyorlardı, ama savurdukları dumanlar bu dünyada beyaz, yuvarlak buhar kümeleri halindeydi; ortaya çıktılar ve dumanın içinde kaybolup gittiler.. ve tramvaylar yeryüzünden meçhule doğru gıcırdayarak çekip gitti..
tramvayın kalktığı platformda bir dragon elinde meçhule götürdüğü bir tüfekle bir süre durdu.. kasketi burnuna kadar inmişti ve elbette kulakları olmasaydı kafasını yutabilirdi: kasket takoz görevi yapan kulaklarına oturmuştu.. paltosu yerleri süpürüyordu; paltosunun kolları sarkıyordu; çizmesinin dolakları yukarı doğru katlanarak çıkıyordu - boştu..
ve dumanın içinde bir delik : ağız..
tüm bunlar yer değiştiren, hareketli dünyada oluyordu ve burada dragon tarafından savrulan o amansız duman görünüyor ve işitiliyordu:
".. onu götürüyorum: yüzü entelektüllerinki gibi, sadece itici görünmüyor.. hâlâ konuşuyor, zilli, ha? konuşuyor!"
" ee, götürdün mü?"
" götürdüm: aktarmasız -doğruca göklerin melekutuna.. süngücükle.."
dumanın içindeki delik büyüdü: sadece içi boş bir kasket, içi boş çizmeler, içi boş bir palto vardı.. tramvay dünyadan çekip giderken gıcırdıyordu..
ve birden paltonun boş kollarından kızıl, dragon pençeleri uzamaya başladı.. içi boş palto yere oturdu: aman vermez dumanın içinden çıkarttığı gri, soğuk, katılaşmış şey pençelerinin arasındaydı..
" canım benim! serçecik! donmuş mu? hadi, konuş benimle!"
dragon kasketini geriye çekti ve dumanın içinde iki göz, sanrılı dünyadan insanların dünyasına açılmış iki yırtık..
dragon kızıl pençelerine tüm gücüyle hohladı, bu sözler serçecik için anlaşılırdı, ama o sözler sanrılı dünyadaydı, duyulmuyordu..
tramvay gıcırdıyordu..
" bak şu zilliye, sanki çırpınıyor gibi, ha? hâlâ hayır mı? ama bitecek, hey kal.. hey, söy-le!"
tüm gücüyle hohladı.. tüfek yerlerde sürünüyordu.. ve kaderin yazdığı anda, yazdığı noktada gri serçecik boşlukta sallandı, bir kez daha sallandı ve dragonun kızıl pençelerinden meçhule doğru uçuverdi..
dragon duman çıkan ağzını kulaklarına kadar yayarak sırıttı.. dünyaya açılan yırtıklar kasketle ağır ağır kapandı.. kasket, takoz görevi yapan kulakların üzerine oturdu.. kondüktör, tüfeği göklerin melekutuna doğru kaldırdı..
tramvay insanların dünyasından meçhule doğru çekip giderken dişlerini gıcırdatıyordu..
**
yevgeni ivanoviç zamyatin
Yorumlar