Kayıtlar

Kasım, 2009 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Besin

Resim
* tüm canlılar adına soruyorum, bir şekilde yaşamakta olan bütün türler adına.. hayatın özünde yatan itici güç şudur ; beslenmek.. herşey birbirini yer.. yaşamın anlamını aramak beyhude.. var olana bir anlam katmaya çalışmak yararsız.. en yetkin akıl sahibi insandan, çamurda gezinen sülüğe kadar nefes alan, almayan, kıpırdayan, ve kımıltısız herşey için gerekli olan tek şey budur.. yemek.. böylesine güçlü bir bağımlılıkla ve iştahla birbirimizi yediğimize göre, artık hangi erdemden bahsetmeliyiz..? ** y.a

Human Art

Resim
(via blackmedic)

Kahve

Resim
* kitap okuduğumu görenler; kitap okuduğumu sanıyor.. hemen önümde bir çift ateşli ateşli tartışmakta, kahveleri çoktan soğumuş, ve bu durum beni geriyor.. kahve sıcak içilir diyorum içimden.. aniden kalkıyor kadın.. bıktım senden, bu kıskançlıklarından, kimseye hesap verecek değilim bu yaştan sonra, sakın bir daha beni arama! diyerek hızla oradan uzaklaşıyor, bunu yaparken dizini masaya çarpıyor ve kahvesi dalgalı bir deniz gibi çalkalanarak masanın kenarına doğru taşıyor.. onunla birlikte adamda kalkıyor ve ani bir hareketle kadının bileğini boşlukta yakalıyor.. bu durum beni daha çok geriyor.. kahve zaten soğumuştu, şimdi ise neredeyse yok yere ziyan olmuş, ve masa da kirlenmiş.. bırak kolumu! diyor kadın kolunu kurtarmaya çalışırken.. daha önce hiç duymadığım ama anladığım türden bir ses duyuyorum, kadının kolu çıkıyor.. acı dolu bir feryat.. olduğu yere yıkılarak bırakıyor kendini, adam beline sarılıp bir kütük gibi devrilmesine engel oluyor kadının.. garson koşarak kolonya ve me...

Kedi

Tersdüz

Resim
müzik ve görüntü, bir de kurgu; harika bir üçleme olmuş, defalarca izlenesi.. izlendi de.. **

Dinazor

Resim
* onlar tükenmedi, evrildi.. **

Çizgi

Resim
glen hansard & marketa irglova - if you want me **

Maske

Resim
* insan ölüsü, hayvan leşi insan ölümü, hayvan telefi ne biçim bir şaka.. kim, kimi kandırıyor binlerce yıldır.. ölümün kendisi gibi anlamı da tektir oysa, çoğalmaz kara delik, sadece yutar.. böylece leş ve ölü birlikte telef olup gittiler zihnimin mezarlığında.. en azından bir konuda ayaklarım yere sağlam basıyor artık.. çünkü toprak çekiyor beni.. çünkü susuzluğumun sadece boğaz kuruluğundan ibaret olduğu günler geride kaldı.. kalbimin çılgınca körüklediği bir his giderek bedenimi daha çok sarıyor, kan yürüyor gözlerime, kırmızıya bulanıyor aklar.. ve beynim bir alev topu, sıkıştığı yerde dönüp duruyor.. daha fazla dayanamayıp salıveriyorum ağzımdan dışıma ateşli bir uçurtma ipi gibi boğazıma düğümlenmiş şu cümleyi; insan, et ve kemikten başka birşey değil.. geriye kalan ne varsa işte odur erdem maskesinin ardına saklanmış anadan üryan sırıtan azılı katil.. ama gözlerim yakaladı gözlerini.. bir karışımı geçmez derinliğin.. bir gecede yaktım seni insan, onu hayvan diye tanımladığın ki...

Nefret

Resim
the beatles - i want you (she's so heavy) * aslında, yazmış olmak için yazmaktan nefret ediyorum, ve evet, bunu yazmaktan da.. nefretin kendisinden dahi nefret ediyorum ki nefret ediciyim kısaca.. söylesene kim tatmin edebilir beni nefretten başka..? “sevgi.. o herşeyin üstündedir..” “nefretin bile, öyle mi ?” “evet nefretin de üstünde..” “öyleyse ondan da nefret ediyorum..” “neden..?” “beni ezdiği için.. derler ki sevgi herşeye değer.. kucaklar seni, sımsıkı kapanır üstüne, örtüsü altına alır.. doğru ya kimin hoşuna gitmez yumuşak, sıcacık bir yorganaltı.. “ “ o zaman sorun nedir..?” “ üşümüyorum.. bu bir sorun mu..?” ** y.a

Düşünce

Resim
david bowie - space oddity * demir parmaklıkların bu tarafında ya da ötesinde olsa ne yazar ; doğuştan yataklık ediyorsa düşüncelere iflah olmaz bir yazar.. - bu aynı zamanda bir soru, bu cümle de işaretin kısaca kendisi.. * aklımda yığınla düşünce.. altımda mı demeli yoksa.. yatağın altına itilmiş tozlu, o zavallı kitaplara nasıl da benziyorlar.. hem ne farkeder öyle olmaları.. nasıl olsa hepsi de kendi sayfasında uzman, acımasız ve soğukkanlı seri katili değil mi harflerin, onlardan üreyen kelimelerin, bir sürü cümlenin, ve onları güden paragraf çobanlarının yok edici muhteşem virüsleri.. öyleyse bırakın yerlerde sürünsünler, benden uzak, ve beter olsunlar.. yazarak öldürmeli hepsini bir kalemde.. değil mi onlar zihnimi doldurup taşıran, geceleri uykumu kaçıran, beni bir bardak rüyada boğanlar.. ne güzeldir oysa düşüncesizlik, berrak bir su gibi.. kim korkar onun dalgasından, yeter ki bulanık olmasın.. işte bu sıkıntıyla doğruldum ter içinde yüksek ateşten.. kafamı da o zaman çarptı...

Düşünlerim

Resim
the smiths - rubber ring "you are sleeping, you do not want to believe.." * inanmak istemeseniz de aşk, bir zamanlar yoktu.. onu ellerinizle yoğurarak siz var ettiniz.. ateşe atıp bir güzel pişirdiniz.. şimdi yanan sizin eliniz, sizin kalbiniz.. ve yine ister inanın ister inanmayın aşktan çok daha önceleri, cinsellik vardı.. o, tüm yaşam tarihi boyunca varlığını olanca gücüyle sürdürürken doğada ona karşı saf değiştiren tek varlık insan oldu.. diğer türler çılgın bir görev aşkıyla üstüne düşeni kusursuzca yerine getirirken, insanlar bir masanın etrafında toplanmış aralarında kurallarını ve yasaklarını kendilerinin belirlediğini sandıkları bir oyunu oynuyorlardı.. ahlak oyunu.. bu oyunda ahlakçıların ellerinde önemli ve kutsal saydıkları aşk varken, cinsellik avuç içinde, ceketin gizli bölmesinde, apış aralarında gizlenen yegane karttı.. oyunun gidişatını değiştirebilecek güçte bir joker.. oysa asıl oyun doğanın bizzat kendisinin yönettiği oyundu.. kurgusu elimde şekille...

Kokteyl

Resim
(by thomas allen) * - bir sarhoş için dolu kadeh, herşeydir.. * siyah ve saten.. libidoyu körükleyen bu iki kelimenin bütünleşip şeffaf bir örtüye dönüştüğü yer handanın pürüzsüz, buğday rengi sırtını açıkta bırakan yırtmacı ayak bileklerine kadar inmiş derin dekoltesiydi.. bu, ilk bakışta ince bir yarıktan sızan gün ışığı, ikincisinde güneşin batışındaki kızıllık, ve dayanamayıp tekrar baktığınızda ise geceyi aydınlatan bir kadın teniydi.. etrafında turlayan azgın sürünün bakışlarına aldırış etmeksizin bara yöneldi.. onun için çoktan hazırlanmış olan vişne, limon, portakal ve brendi karışımı kokteyli, barmen içi inci dolu bir kaseyi sunar gibi özenle handana uzattı.. fakat bu ilk kadeh takdimine hiç de yakışmayan bir tarzda hızla kadının ağzına boşaldı ve memnuniyetin ifadesi olarak kenarına bırakılan çürük vişne rengi lekesiyle boş kadeh; dolusu için barmene gönderildi.. barmen ikinci kokteyli hazırlarken, kadın etrafında kümelenmiş erkek sürüsünü incelemeye başlad...

Zıkkım

Resim
- sahibinden satılık çağ, fiyatta anlaşılır.. * tartışıyorlar.. konuşuyorlar akıllarına ne eserse o gün.. maç sonuçlarını, kavgaları, açılan pankartları, açılımları, ve açılamayanları, herşeyi ama herşeyi konuşuyorlar.. fakat yediklerini içtiklerini konuşacak halde değiller.. önlerine konulan bardağın içine göz ucuyla bile bakmıyorlar.. birileri kimlik, vatanseverlik gazıyla alevlenirken, ağızlarına tıkıştırılan şeyin salatalık tadında bir patlıcan olduğunun farkına varamıyor.. evet siz de yapabilirsiniz, gerçekte bu tadı almak mümkün; gözlerinizi, kulaklarınızı ve burnunuzu kapatıp taze bir patlıcanı ısırmanız yeterli bunun için.. denemesi bedava.. ama buna da gerek yok.. artık göstere göstere yedirecekler o patlıcanı hıyar diye.. ne de olsa genetiği değiştirilmiş gıdaların ithalatı artık serbest bu ülkede, ve üzerlerinde bir uyarı etiketi de olmayacak.. neden ? çünkü haksız rekabete girer durum.. seni değil, onu düşünüyor, yani popüler deyimle; çaktın mı mevzuyu..? ins...