Naime 1

*

küçük, sessiz bir odada pantolonumdan çekip çıkarılmış kemerimle iskemlenin ayaklarına zımbalanmış vaziyetteyim ve ellerim arkadan bağlı, tabii gözlerimi de parfüm kokulu ipek bir kuşakla bağladılar,

ah! ne hoş eziyet..

*

şimdi gözlerimin işlevini kulaklarım yerine getiriyor, duyabildiğim en ufak sese kulak kesiliyorum, tüm görebildiğim güçlü bir fenerin kumaştan süzülerek göz perdelerimin ardına yansıyan parlak beyaz ışığı, ve şimdi sessizliği bir düğme hareketi bozuyor, böylece ışığımda kararıyor,

artık tamamen karanlıktayım..

*

zihnim, ağzıma basılan gazlı bezin etkisiyle iyice bulanıklaştı, belki yarım saat olmuştur, belki de bu şekilde birkaç saat geçmiştir, hatırlamıyorum, günlerdir uykusuzum, bir lokma bir şeyler yeseydim ne güzel olurdu, su! birazcık su lütfen! bir damlacık olsun değsin çatlamış dudaklarıma.. ne isterseniz söylerim, söz veriyorum yalan yok! kıvırmak yok! ne istiyorsunuz, bir harita? bilgisayarınıza gireceğiniz onsekiz haneli bir şifre mi? çekmeceleri karıştırıp boşyere yormayın kendinizi.. masanın sağ alt çekmecesinde siyah ajandamın içine zulaladığım kalem kutusunu bulun ve içinden anahtarı çıkarıp onunla antik ahşap komidinin arkasına gizlenmiş küçük kasayı açın.. hadi durmayın! kasada iki büyük anahtar ve bir zarf var.. onlarla büyük kasayı açın ve kutuya ulaşın.. zarfın içinde saklı olan şifreyle de bu kutuyu açın..

ne bekliyorsunuz hâlâ? hey ! kim var orada? konuş lütfen.. ordasın biliyorum, içinde ne varsa senindir artık !

sadece birazcık su.. lütfen..

*

fakat ne bir ayak sesi, ne de çekmecelerin karıştırıldığını duyuyorum, ses yok, ışık yok, kasanın kurcalandığına dair en ufak bir şey yok.. bileklerimden aşağı kan gitmiyor, ellerim morarıp uyuştu, ayaklarımın altında dev karıncalar dolaşıyor, vücudum giderek daha da hissizleşiyor, nefes almakta zorlanıyor başımı dik tutamıyorum, su verin lütfen! en azından bunu yapamaz mısınız ?

*

şefkatli ve yumuşak bir kadın elinin kemikli uzun parmaklarını hissediyorum tepemde, beş ayrı yoldan saçlarımda geziniyor, yolların sayısı ona çıkıyor, saç diplerime bastırarak, saçlarımı ezerek ilerliyor.. kulaklarımın arkasına inen güçlü parmaklar kulak memelerimi sakız gibi çiğniyor ve ara vermeden kayarak alnımda toplanıyor, oradan da şakaklarıma uzanıyorlar yeniden..

“ oh! harikasın…dinle güzelim, ne istersen yaparım.. sorman yeterli..ama önce su.. lütfen!”

acı bir tokat patlıyor sağ yanağımda, masaj keyfim kaçıyor, ateş topu gibi yanıyorum, su yerine burnumdan sızan kanlar ıslatıyor dudaklarımı..

“kimsin lanet herif ses ver! derdin ne!”

“aşağılık yalancı! anahtar falan yok burda..”

başımı omzumun üstünden sesin geldiği yöne, sağa çeviriyorum ;

“nevra! sen misin ? “

“ anahtarlar nerde ?”

“ ne işin var burada kadın? çabuk çöz ellerimi!”

şimdi de sol yanağım alev alıyor, vücudumda bir orman yangını giderek büyüyor, karıncalar ayaklarımdan bacaklarıma doğru tırmanışa geçti, kansızlıktan moraran ellerimi artık hissetmiyorum..

*

“ah! evet.. tabii ya! yalnız değilsin.. dinle güzelim çoktan affettim seni, ama şu yanında duran kaltak varya.. işte onu asla affetmeyeceğim asla!” diye bağırıyorum solumdan gelen kadınsı tokatlara karşılık olarak..

ardından daha sert bir tokat, bir tane daha.. bu defa sağlı sollu.. ve sonuncusu az önce boynumda dolaşan o kemikli parmaklardan, bir araya toplanıp demir yumruk oluyor, suratımda patlıyor, burnum kırılıyor, burnumun içinden kanlar ağzıma doluyor..

“ anahtarlar nerde dedim..!”

*

“tamam.. tamam.. söyleyeceğim.. ama önce su verin lütfen! “

“ yerini söylemediğin sürece olmaz..”

“ah evet.. sensin ya! tahmin etmeliydim.. nevrayı nasıl ayartacağını iyi biliyorsun değil mi kaltak! burnumu kırdın! nevra.. benim tatlı bebeğim yardım et kendi kanımda boğuluyorum, nefes alamıyorum!”

*

biraz abartıyorum aslında, abartmalıyım, nevra yumuşak huylu bir kadındır, kadın gibi kadın yani, iyi tanıyorum onu, elleri çok hafiftir ve nasıl kullanacağını iyi bilir, ah.. tatlım..yaşandı ve bitti diyemiyor insan, dün gibi o dokunuşların.. fakat az önce saçlarıma masaj yapan şu kemikli eller, korktuğum başıma geldi, tanrım o burada.. neler oluyor!.. işte bu yüzden abartmalıyım, hatta ölüyor gibi yapmalıyım, yoksa sadece burnumu değil, kafamı da kıracak bu fahişe!

*

“ naime bunu yapmak zorunda mıyız ?“ dedi nevra titrek bir sesle..

zavallıcık neredeyse bayılmak üzereydi, kan görmeye bile dayanamazken şimdi de burnumdan oluk oluk akan kanı havluyla temizlemek zorunda kalmıştı. elleri sıcak salça kazanına sokulmuş gibi kırmızıya boyandı, daha fazla dayanamadı, banyoya koşmasıyla başını klozete sokması bir oldu. öğürerek kusmaya başladı.. o sırada naime iştahla beni yumruklamaya devam ediyordu..

“ yeter.. naime yeter.. yapma dur.. anahtarlar cebimde.. “

ben küfürler savurarak inlerken, elini bileklerine kadar cebime sokup hoyrat bir şekilde karıştırmaya başladı, tırnakları etime batıyordu, bir kedinin pençeleriydi cebimde gezinen, anahtarları alıp cebimi yırtarak elini geri çekti. ayak sesleri yanımdan uzaklaştı, kasa açılırken, çekilen sifonu ve küvete dolan suyun sesini dinledim..

nevra kusmaya devam ediyordu..

“kaltaklar! orospular! bu yaptığınızı yanınıza bırakmam! o paraları harcayamadan si.. “

*

masanın çekmecesini yerinden çıkartıp olanca kuvvetimle kafasına indirdiğim için sözünü tamamlayamadı gerzek..! sonunda oldu işte.. burnu gibi kafası da kırıldı..

zavallı cem.. ayağından günlerdir çıkarmadığı kirli çoraplarını boğazına soktum, nevranın yardımıysa koli bandını mutfaktan bulup getirmesi oldu, eh! yeter de artar.. gerisini hallederim nasılsa! ağzını da bantladıktan sonra kasadaki senetleri yırtıp sobaya attım, faiz haram diyerek yıllardır “benim küçük sevgili bankam!” dediği kasasında biriken tüm paraları, düğünümüzde toplanan altınları, dövizleri torbalara doldurmaya başladım,

nevra da bu sırada valizi iki tarafından iyice ayırmış ve eh! yine bir işe yaramıştı..

cemi iyi tanırım.. aslında böyle bir hayvanı tanımanız için birkaç gün yeterlidir, fakat küçük yaşlarda babam beni bir mal gibi ona sattığından ve biraz da ailemin tehditleri yüzünden hep suskunları oynamıştım, dayak ve küfürlerine, tecavüzlerine katlanarak yaşamaya devam ederken boş durmadım, önce okuma yazmayı öğrendim, sonra ilkokul diplomamı, ardından ortaokulu ve liseyi dışarıdan bitirdim.. cem, gece alemleriyle o kadar meşguldü ki bu yaptıklarımı görmedi bile, hem anlatsam da anlamazdı, ve hoş.. takmazdı zaten..

ona göre ben kıt akıllının tekiyim.. çocuğumuz da olmuyordu, buna hakkı olduğunu söyleyerek babamı ikna etmiş ve kendine bir metres yapmıştı..

nevrayla böylece tanışmış oldum..

**

y.a

Yorumlar

Anonymous dedi ki…
en acımasız öldürme şekilleri intikam alma hususunda kadınlara has'tır..kızgın yagla uyurken yakar adamı en hafifinden..
3.sayfa "erkekligine" dokunur haberleri saymıyorum bile :)
erkeklerse silahı patlatır alnının şakına sonra da kendisini öldürür.
cinsimiz, hele ki bugün de ne kadar tehlikeli bir hal aldılar biliyorsunuzdur
benim anlamadıgım..
erkek, olabilecekleri bildigi halde en azından ihtimalini..
nasıl bu kadar umarsız davranabilir, yaşayabilir? bilmez mi acziyette gizli bir kuvvet vardır ;)

bu arada benim adım emel:)
** dedi ki…
memnun oldum..

kesinlikle katılıyorum, ve asıl acziyet işte bu umarsızlıktır..

Bu blogdaki popüler yayınlar

hasta

hasta

hasta