Naime 2

*

küçük bir valiz sizi yanıltmasın..

dünyaları sığdırabilirsiniz ona, tek yapmanız gereken ilk olarak elbiselerinizi düzgün bir şekilde katlayıp sırayla zemine istiflemeniz, bir süre sonra valiz dolup taşacaktır fakat endişe etmeyin devam edin, bırakın yükselsin kumaştan tepeler, işiniz bittiğinde üstüne çıkıp tüm ağırlığınızla ezin kıymetli eşyalarınızı, korkmayın hiçbir şey olmaz, en fazla kırışır, içiçe geçerler, yapışıp kalırlar birbirlerine.. o hâlâ taksidi bitmeyen pahalı marka gömleklerinizin, eteklerinizin, abiye giysilerinizin arasına pazardan aldığınız ucuz on liralık iç çamaşırlarınız, çoraplarınız girerek kumaşınızı bozabilir, onları kırıştırabilir, ama siz devam edin çiğnemeye, tâ ki tepeyi dümdüz edinceye kadar.. korkmayın, nasıl olsa atletiniz de, eteğiniz de, o pahalı kıyafetlerin hepsi de tek bir ütüye bakar.. onlarca burun deliğinden ateşli buharlar çıkaran demir ejderha tüm kırışıkları giderir anında, pürüzsüz pırıl pırıl görünmelerini sağlar.. biz buna buhar gücü diyoruz.. düzlediğiniz tepeye şimdi makyaj çantanızı, parfümlerinizi ve mücevher kutunuzu da rahatlıkla yerleştirebilirsiniz, sonra da valizi kapatın..

*

ne oldu ?

ah.. biliyorum.. kapanmadı tabii..

az önce acımasızca tepiniyordunuz üstünde, bu saatten sonra ne önemi var, çıkın tekrar kapağın üstüne ve oturun, elbiselerinizi ütüleyen kızgın demir gibi yayın kıçınızı, o geniş yayvan, yumuşak kıçınızla yüklenin bagaja, düzleştirin, birleştirin bütün gücünüzle fermuarın raylarını.. kapatın..

ne sestir ama;

flop!

*

tiz ama yumuşak, iç gıcıklayıcı olmayanından.. pencere camını madeni parayla çiziktirdiğinizde çıkan sesleri ve küçük bir delikten içeri esen rüzgarın ıslığını karıştırın birbirine, çalkalayın, ortaya çıkan ses fermuarın kapanışıdır işte..

şimdi oldu.. fermuarı çekerken zorlanmış olsanız da kavuşturdunuz tüm dişleri, çenesini kapattınız bagajın, artık o ağzı sıkı tombul bir fil yavrusudur, ve siz izin vermediğiniz sürece bir daha da açılmayacak,

tabii ucuz çin işi bir bagaj kullanmıyorsanız..

size bunları anlatıyorum çünkü bir gün mutlaka işinize yarayacaktır,

şu an da benim işime yaradığı gibi..

*

naime paraları torbaya gelişi güzel dolduruyor ben de ağzını bağlayıp valize yerleştiriyordum, görünen o ki cem de benim gibi bu istifleme konusunda epeyce profesyoneldi.. küçücük kasaya dünyanın parasını, altınlarını sığdırmıştı..

az önce üçüncü torbayı da valize yerleştirdim, naimenin alnında biriken iri ter damlaları paraların üstüne düşmeye başlayınca ağladığını sandım, fakat bilmiyorum, belki de ter ve gözyaşı karışmıştır, o an da bunu anlayabilecek durumda değildim, midem hâlâ bulanıyordu, cemin ellerime bulaşan kanına baktıkça ben mi dönüyorum, oda mı dönüyor anlamıyordum, son anda düşmek üzereyken naime belimden kavradı ve beni banyoya sürükleyip kemikli uzun parmağını boğazıma soktu, yediğim son yemek ve içkiden geriye ne kaldıysa hepsini lavaboya kustum, biraz daha iyiyim şimdi, yeniden kaldığımız yerden devam ettik.

allahım ne biçim bir işti bu ? sanki banka soyuyorduk, naime aceleyle kafasını küçük ama derin kasanın içine sokmuş ne var ne yok karıştırıyor, paraları altınları ayırıp, diğer anlamadığımız evrakları, senetleri sobaya atıyordu..

zavallı kadın.. daha önce onu hiç böyle görmemiştim. gözlerinin altı mosmordu, ama uykusuzluktan değildi biliyordum, tüm bunlar, tüm bu izler; şu an da ağzı yüzü dağılmış, burnu kırılmış, az önce kafatasında parçalanan ahşap çekmecenin etkisiyle iskemlesinde yarı ölü sızmış olan cemin sevgisinin eseriydi.. patlamış dudaklar, kırık birkaç diş, yıllarca örselenmiş, hor kullanılmış, çürümüş bir beden.. işte size naime..

*

yürüyen bir ölü.. ilk tanıştığımız zamanlar utancımdan yüzüm kıpkırmızı oluyordu, nasıl yapabilmiştim bunu, ne olursa olsun cemin eşiydi ve biz onun yatağında sevişiyorduk.. kahvaltımızı naime hazırlıyor, bulaşığımızı ve terimizle kirlenen nevresimleri yine o yıkıyordu.. evde bir hizmetçi gibiydi..

ne diyorum ben.. hayır hayır.. çok daha fazlasıydı, bir köleydi.. cemin her öfkeli ve sarhoş eve dönüşlerinde yumruklarının hedefi olan yürüyen kemikli bir torbaydı, birkaç kez babasının evine dönmek istemiş fakat orada da kardeşlerinin ve babasının şiddetine maruz kalmıştı,

ne demişti babası ; “satılan mal geri alınmaz!”

*

gideceği başka hiçbir yer yoktu, bu yüzden ayaklarını sürüyerek gerisin geri dönmüştü. hem gittiği için, hem döndüğü için sürekli işkence görmüş, dayak yemişti, ve yıllarca bu eziyete, sıkıntıya katlanmak zorunda kalmıştı..

bazı geceler ben cemin koynunda yatarken, musluktan damlayan su sesiyle birlikte naimenin sessiz sessiz ağladığını dinlerdim, mutfakta akşam yemeğini hazırlarken bahanesi soğan olurdu, ya da okuma yazmayı henüz söktüğü zamanlarda gece yarılarında okuduğu bir hikayeye ağlardı,

yani böyle söylerdi hep, ama bilirdim nedenini..

*

birden kasayla uğraşmayı bırakıp eline geçirdiği başka bir çekmeceyi kafası zaten yarılmış olan cem’e savurdu.

“geber pislik! geber!”

cemin kucağına çıkmış yumrukluyor, yüzünü tırmalıyordu.. çıldırmış gibiydi ama bunun kasa hırsızlığıyla ilgisi de yoktu, bu daha çok öfke nöbetiydi, evet bir kriz geçiriyordu besbelli.. sonra vurmaktan yoruldu, eli yüzü kan içinde kalmıştı, cemin kucağından bir kedi gibi atlayıp hiçbir şey olmamış gibi yanıma geldi..

elleri, gözlerinden bağımsız bir makine gibi paraları çantaya doldurmaya devam ederken, gözleri bir noktaya sabitlenmişti..

“naime..”

duymadı beni..

aslında duydu.. ama öylesine bir sesti, içten gelen, derinden bir fısıltı gibi.. az önce cemin cansız bedeniyle boğuşurken düşen kalem kutusunun çıkardığı ses gibi..

dikkatini çekmemiştim..

bir daha seslendim ;

“naime canım!..”

başını kaldırıp bana sıcacık bir bakış attı ve gülümsedi ;

“efendim canım..”

“ iyi misin ?”

“ şuradan bir çıkalım.. şu iş bir bitsin.. çok daha iyi olacağız, ikimiz de..”

“ çok korkuyorum..”

cemi yumruklamaktan derisi sıyrılan elleriyle yüzümü avuçlarının arasına aldı, gözlerimin içine uzun uzun bakıp gözlerini kısarak anaç bir şekilde gülümsedi, patlamış dudaklarıyla yanağımdan, alnımdan öptü, sarıldı, sırtımı sıvazladı, sarı saçlarımı okşadı, kokladı..

“güzel kızım benim korkma.. yarın sabah hiçbir şey olmamış gibi hayatımıza kaldığımız yerden devam edeceğiz.. tüm bunlar kötü bir rüya olarak geride kalacak” dedi..

içimi bir rahatlık kapladı o anda, yüzüme sıcaklık yayıldı, korkum kaybolup gitti,

öptüm ben de yanaklarını usulca..

yaralı, kanlı ellerimle sarı saçlarını okşadım,

sarıldım sonra.. sımsıkı..

birlikte ağladık,

gecenin sessizliğinde..

kalan son paraları da son torbaya doldurup

valize birlikte yerleştirdik,

sessizliği,

karnı tıka basa dolu bir valizin ağzı son kez kapanan fermuarı bozdu;

flop!

**

y.a

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

hasta

hasta

hasta