dıştan içe, içten dışa doğru gidip gelen şeyler vardı bu hayatta, içimiz dışımız birbirine karışır, karışanlar ayrışır, ayrılanlar sonra yeniden kavuşurdu,

sadece kavuştuklarıyla kalırlardı, tanış olmazlardı, belki bir an olur da karşılaşırlarsa biryerlerde; hemen gülümserdi acemiler.. bu acemiler, aslında durumun farkında olmayanlardı, kendilerini bilmezlerdi, anlatmaya çalışsaydınız, dinlemezlerdi,

ama bilenler, birbirlerini gördüklerinde gözleri yaşla dolanlardı,

tabii ya

onları başka nasıl bilebilirdiniz,

nasıl tanıyabilirdiniz ki ?

başka yolu yoktu, parola, tanıdık gelebilecek bir işaret, bir ses, hiçbir şey size onları gösteremezdi..

ama bakınca,

ilk gözlerinizi görmüştüm,

neden susuyorsunuz, konuşmuyorsunuz diye sorduğumda

elbette biliyordum cevabı,

zira bir musluk gibi açılacaktı gözleriniz

tutuyordunuz kendinizi

tutukluydunuz bu hayatta

benim gibi..

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

hasta

hasta

hasta