bir kitabı yağmalıyorlardı, bir romanı, bir düşü
parçalıyorlardı„ her gelen, bir cümleyi kesip cebine atıyor ve hızla oradan
uzaklaşıyordu„ haliyle olay yerine geldiğimde cesedi teşhis edemedim, onu
tanıyabilmek için kalbimin kaldıramayacağı şeylere bakmak zorunda kaldım,
biliyordum bir son vardı bu hikayede„ onu bile almışlar„ benden beklentileri vardı sevgilimin,
ailemin.. patronum -hadi bakalım, göster hünerini! demişti, sonra ne yaptım
biliyor musun; meşaleyi yaktım ve o alev topunu hiç düşünmeden gırtlağıma kadar
soktum!
ciğerimi dağladın adamım! dedi, artık ayaktaydı, küçücük
odada gidip gelmeye başladı, sonra birden durdu, tam önümde durdu, gözlerini
gözlerime dikti ve gülümsedi, o telaşlı hali gitmiş gibiydi, iki eliyle kafamı
kavradı, öpecek sandım beni, hırıltılı bir sesle - ama sen de haklısın, bu ateşi başka türlü söndüremezdin,
biliyorum.. ah evet kendimden biliyorum!
çünkü bu salak toplumda güzel şeyleri paylaşmak adettendir, yani adet olduğu için yaparlar bunu,
güzeldir„ pastayı, dondurmayı, bir kadeh şarabı, aşkı ve bir kitabı paylaşmak,
ama paylaşımın da ince, keskin bir çizgisi var, değil mi? o çizgiyi geçtiğinde
elinde artık her ne kaldıysa onu paylaşmıyor, sadece yağmalıyorsun.. işte bizi yokeden şeyin adı bu, paylaşmak,
ah! biz yağmacı bir toplumuz tatlım, elimize ne geçerse onu yağmalarız, dedi ve
öptü beni..
Yorumlar