Kayıtlar

Ocak, 2011 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

cellat

işte yine sabah oluyor.. güneş orada, ama çok uzakta.. bir zamanlar çocukken de beklerdim bu anı.. bazen bulutlu ve yoğun bir gökyüzü olur, onu göremezdim.. ama bulutların arasından sızan ışıkları tek tek yakalar, birbirine bağlardım.. şimdi ise gökyüzü bulutsuz, ve toprak sessiz.. buralarda bir fare var, kendini çok akıllı sanıyor, belki de öyledir, kimbilir.. peşine düşen aç bir kediyi oynattığına göre.. boş ve kırık dökük kasaların arasına kaçıyor, ama kedinin oralara burnunu sokmaya pek niyeti yok.. bu güzel.. açlığını başka şekilde de bastırabilir pek â la.. cebimde iki günlük azığım, gözüm gibi sakındığım kuru, sert bir ekmeğin yarısını ona atıyorum.. bir iki kokluyor ve beğenmiyor, farenin bir şekilde ortaya çıkmasını bekliyor; gebersin o zaman! diyorum içimden.. budala kedi, budala! görürsün sen, sana o fareyi yedirmem! insanlar uykularından fedakâr bu sabah.. meydan bu saatlerde insanlara, kedilere ve farelere bile alışık değildir.. soğuk bir çiğ yayılmış toprağın üstüne, evle...

notlar

bu dünyaya nereden geldik ? neden geldik ? nasıl “biz” olduk ? neden böyle ? gibi bitmek bilmeyen soruların arka arkaya dizili vagonlardan elbette bir farkı vardı.. vagonlar, karınları tıkabasa bilgiyle dolu ve bu halde birbirlerine sıkı sıkıya bağlı olmalarına rağmen, onları çeken bir lokomotif olmadıkça bir işe yaramazlar, lokomotif de böbürlenmesin; her ne kadar gözü kara, güçlü bir dev olsa da sonuçta o, incecik raylara bağımlı yaşar, ve üstelik sığınabileceği bir tünel dahi yoktur.. peki ya diğerleri, o sorulara ne demeli ? boşuna beklemeyin; çünkü cevabını aradığınız herşey o trenle çoktan gitti.. ** y.a

yol

Resim

korkak

Resim
" sadece korkakların, ve zavallıların gözü döner.."  * köpeğimi hava alması için dışarı çıkarmıştım.. hemen önümüzde ormanlık bir alan başlıyordu.. oraya kadar yürüyüp sonra eve dönecektik.. merdivenlerden henüz inmiştim ki bacağıma yumuşak, tüylü birşeyin sürtünüp yanımdan geçtiğini hissettim, refleks olarak bunun bir kedi olabileceğini düşünmüştüm.. başımı çevirip geriye baktığımda onu gördüm.. bir an için donup kaldığımı hatırlıyorum.. sadece ben mi ? köpeğim de sessiz bir şekilde bacaklarımın arasına sıkışıp kalmıştı.. merdivenlerden yukarı koşarak eve girdim.. çok korkmuştum, kapıları kilitledim ve bütün perdeleri kapattım.. bir süre sonra da yerdeki kan izlerini farkettim.. bacaklarımdan aşağı doğru oluk oluk kan akıyordu.. benim iki yerimde, zavallı köpeğiminse üç ya da dört yerinde derin pençe izleri vardı.. bu yaraları ne zaman ve nasıl aldık, hatırlamıyorum bile.. dinleyin, dedi..  o canavarın derhal öldürülmesini istiyorum! iki günlük sıkı takipten sonra canavar, y...

notlar

- çok iyi biliyorum ki boynuz; güzel bir takıdır.. - öyleyse ölüm hançerinden gelsin.. - eskiden atalarımız vardı - atalarınsa torunları.. - bizimse şu an sahip olduğumuzdan başka hiçbir şeyimiz yoktu - kaybettiğimiz, bir başkasından çaldığımızdı - ağlıyorduk, çünkü gülmek yormuştu bizi - gülüyorduk, çünkü sadece gülüyorduk.. - ve elbette onu da iyi biliyorduk; inandıklarımızı nasıl var ettiğimizi.. - onları yüceltip, böylece tahta kendimizi çıkarmıştık.. - bunun için isyana ne gerek var - biz zaten uluyduk.. - yüce ve tek.. - asillik, kanımızda vardı - o asil kan ki damarlı yollarda milyonlardır dolanıp durur - ama yolunu bir türlü bulamaz..  ** y.a

çelişik ufo

Resim
dünya dışı varlıkların varlığı elbette yüksek bir ihtimal.. ama nedir bu şekilcilik? onların tasvirlerine bir bak; biraz tuhaf görünseler de hep iki göz, iki kulak, bir burun, bir ağız, bir kafa, iki kol, iki ayak.. (saç yok ama..) ee, ne de olsa üstün zekâ, benzeyecek biraz insana..? ben, bu şapşal yaratığı nerede görsem tanırım.. sen tanımaz mısın ? ** y.a

hasta

değerli dostum, sana bunları bir hastane odasından yazıyorum, ve evet, daha önce de söylediğim gibi, şu sıralar bir deneme yazıyorum.. roman için taslak anlamına geliyor bu, orada bir kadını anlatıyorum, kendini öldürmek isteyen bir kadın, ama bunu başaramayacağını anlayınca tuhaf bir şekilde seri katile dönüşüyor, ve genellikle kendisi gibi olan kadınları bulup önce onların güvenlerini, sevgilerini kazanıyor, sonra da planladığı gibi bir geceyarısı, ya da sabahın ilk ışıklarına doğru, kurbanı eterli bir mendille uyutuyor, bileklerinde ince ve derin kesikler açarak onları orada öylece bırakıp gidiyor, tabii ki kurban kan kaybından ölüyor.. bu karanlık öykünün öncesinde kadının henüz bir bebek olarak dünyaya gelmediği dönemlere, yani annesiyle babasının bir kır gezisinde tanıştıkları o güne dönüyorum.. kadın doğaya aşık, güneşe bakarak gözlerini kırpıştırmaktan, toprakta yalınayak yürümekten zevk alıyor, biraz düşüncesizce belki, ama düşündüğü ve daha önceden planladığı kesin; gruptan a...

hasta bir adam; bob dylan

Resim
some people feel the rain, others just get wet.. harika resimler müzede olmamalı.. sen hiç müze gördün mü ? mezarlıktır müzeler.. resimler restoranların duvarlarında, ucuz mağazalarda, benzin istasyonlarında ve tuvaletlerde olmalı.. en güzel resimler insanların takıldığı yerlerde olmalı.. oysa kalabalıkların olduğu yerlerde sadece müzik var.. asla o olağanüstü güzellikteki resimleri oralarda göremezsin.. ancak yarım milyon doların varsa belki onlardan birini alır ve evine götürüp asabilirsin.. bu, sanat değil.. bu bir ayıp, bir suç.. bir düşün, kaç insan gerçekten kendini harika hissederdi, bir öğle yemeğinde ona picasso eşlik edebilseydi.. dostum, resim bu, bomba değil müzede olmak zorunda değil.. ** bob dylan

yağmur

hiç görmeyiz başımızın üstünden geçip giden bulutları üstelik yağmur da yağıyorsa onları hiç görmemeyi dileriz oysa ne güzeldir ıslanmak bulutlar aşağı başlar yukarı bulutlar aşağı başlar yukarı.. ** y.a

hasta

bir olay mahalline aynı anda temizlik ve imha ekibini göndermemelisin; günün sonunda iki takım da geri döner ve sana görevlerini başarıyla yerine getirdiklerini söylerler.. daha sonra oraya gidip baktığında herşeyin kaybolduğunu, o kocaman alanın nasıl da pırıl pırıl parladığını görürsün.. ortalık o kadar boş ve öylesine sessizdir ki, attığın her adımda sadece kendini duyarsın.. ve sen yalnızken birden aklına şu soru takılır; peki şimdi neredeler ? temizlendiler mi, yoksa imha mı edildiler ? ** y.a

çocuk

Resim
bir çocuk, gece yatağında, ve gündüzleri kucağında kediyle, köpekle, ya da bir yılanla büyümeli.. işte o zaman emin olunuz ki o çocuk bir gün, tüm insanlığın temelini zeminden değiştirecektir.. yoksa kitapların o salt, tuzlu bilgisiyle değil.. ** y.a

hasta

nereye baksam insan görüyorum.. tüm yollar, kaldırımlar, sahiller, heryer insanla dolu.. yine de çok yalnız hissediyorum kendimi.. sanki şu koca ve yaşlı dünyada yalnız biz kalmışız gibi bir hisse kapılıyorum.. hani bir gün olur da yüksek ve uzak medeniyetlerden bir yaratık gelip şu yapayalnız halimizi görse, herhalde bizi gezegenin evsahibi değil de sadece misafiri zannedebilirdi.. çünkü kendimizden başka bizi kabullenen hiçbir yaratık, varlık, canlı yok etrafımızda .. ** y.a

hasta

bilgelik tehlikeli bir sınır çizgisine işaret ediyor; onun her iki tarafı da mayınlarla döşenmiş.. işte bilge, o sınırın kendisi.. dikenli tellerin bizzat kendisi.. o tellerin (bilgenin) varlığı, geçilecek bir sınır olduğu anlamına gelebilir, ama yokluğu ise ilerlemene engeldir.. çünkü ortada bir sınır yok.. böyle durumlarda bulunduğun yerde kendini, kendi dünyanda sanıyorsun.. oysa her iki durumda da geçerli olan birşey varsa, o da mayınları senin temizlemen gerektiğidir.. seni dışarıdan etkileyen her türlü kirli düşünceden, kutsallık ve maneviyattan, ve maddiyattan bir şekilde sıyrılmak.. işte senin bilgeliğin böyle birşey.. bugün, hiçbir toz zerresinin, kimseye verecek bir hesabı yoktur, bu, onun gözle görülemeyecek kadar küçük oluşundan değil, hafif olmasındandır.. ** y.a