biz
akşam alacasında odama döndüm.. batıda gökyüzü, her saniyede bir gelen soluk mavi doğum sancıları çekiyordu, boğuk gürlemeler duyuluyordu.. çatılara tünemiş kuşlar, kararmış közleri andırıyorlardı..
yattım ve uyku vahşi bir hayvan gibi üstüme çöktü..
*
ona veda etmek mi ? ayaklarım (veya başkasının ayakları) birbirine dolandı, sandalyeye çarptım; sandalye devrildi ve ölü gibi kalakaldı.. dudakları soğuk, yatağımın yanında zeminin bir zamanlar olduğu kadar soğuktu..
çıkıp gidince zemine oturdum ve oracığa attığı izmarite baktım..
daha fazla yazamayacağım.. istemiyorum !
*
"söyle!" dedim komşumu omuzlarından yakalayıp sarsarak.. "söyle bana.. şu senin sonlu evreninin bittiği yerin ötesinde ne var?"
yanıt verecek zamanı bulamadı.. yukarıdan, basamaklardan ayak sesleri işitildi..
*
dediklerine göre her yüz yılda sadece bir defa açan çiçekler varmış.. peki, her bin yılda, her onbin yılda bir açanları neden olmasın? belki vardırlar ama şimdiye kadar hiç duymamışızdır.. çünkü bugün, bin yılda ilk defa gelen bir gün..
*
öleceğinize inanır mısınız ? evet, insan ölümlüdür, ben bir insanım, yani.. hayır, demek istediğim bu değil.. bildiğinizi biliyorum.. sorduğum şu ; hiç öleceğinize gerçekten, tamamen, zihninizle değil, bedeninizle inandınız mı? şu kâğıdı tutan parmakların günün birinde sapsarı ve soğuk olacağını gerçekten hissettiniz mi ?
hayır, elbette hayır ki zaten bu yüzden şu güne kadar onuncu kattan kendinizi atmadınız, yemeye, sayfaları çevirmeye, tıraş olmaya, gülümsemeye, yazmaya devam ettiniz..
*
gidiyorum.. bilinmeze.. bunlar son satırlarım.. elveda size tanımadığım, bunca sayfayı birlikte yaşadığım, "ruh" illetine yakalandığımda herşeyimle, son vidama, son bozuk telime kadar açıldığım, okurlarım..
gidiyorum..
**
yevgeni zamyatin - biz
yattım ve uyku vahşi bir hayvan gibi üstüme çöktü..
*
ona veda etmek mi ? ayaklarım (veya başkasının ayakları) birbirine dolandı, sandalyeye çarptım; sandalye devrildi ve ölü gibi kalakaldı.. dudakları soğuk, yatağımın yanında zeminin bir zamanlar olduğu kadar soğuktu..
çıkıp gidince zemine oturdum ve oracığa attığı izmarite baktım..
daha fazla yazamayacağım.. istemiyorum !
*
"söyle!" dedim komşumu omuzlarından yakalayıp sarsarak.. "söyle bana.. şu senin sonlu evreninin bittiği yerin ötesinde ne var?"
yanıt verecek zamanı bulamadı.. yukarıdan, basamaklardan ayak sesleri işitildi..
*
dediklerine göre her yüz yılda sadece bir defa açan çiçekler varmış.. peki, her bin yılda, her onbin yılda bir açanları neden olmasın? belki vardırlar ama şimdiye kadar hiç duymamışızdır.. çünkü bugün, bin yılda ilk defa gelen bir gün..
*
öleceğinize inanır mısınız ? evet, insan ölümlüdür, ben bir insanım, yani.. hayır, demek istediğim bu değil.. bildiğinizi biliyorum.. sorduğum şu ; hiç öleceğinize gerçekten, tamamen, zihninizle değil, bedeninizle inandınız mı? şu kâğıdı tutan parmakların günün birinde sapsarı ve soğuk olacağını gerçekten hissettiniz mi ?
hayır, elbette hayır ki zaten bu yüzden şu güne kadar onuncu kattan kendinizi atmadınız, yemeye, sayfaları çevirmeye, tıraş olmaya, gülümsemeye, yazmaya devam ettiniz..
*
gidiyorum.. bilinmeze.. bunlar son satırlarım.. elveda size tanımadığım, bunca sayfayı birlikte yaşadığım, "ruh" illetine yakalandığımda herşeyimle, son vidama, son bozuk telime kadar açıldığım, okurlarım..
gidiyorum..
**
yevgeni zamyatin - biz
Yorumlar