Kayıtlar

Ağustos, 2010 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

ilkel

Resim
barış, silahın ta kendisiydi.. bu yüzden hep asi, hep vahşi ve ilkel kaldı.. ** y.a

istila

* bunu birçok kez yaptılar, yeni kıtalar keşfedip oralara bayraklarını diktiler, inançlarını götürdüler, herşeyi sömürdüler, zaman aşımına uğrattılar, kendi malları, kendi yuvaları yaptılar, ve o sahte yuvaları için başkalarına karşı savaştılar, kan döktüler, öldüler, zaman aşımı devam ediyordu, istila ettikleri yerin yerlisi oldular, zaman akıp geçti, yerlinin de yerlisi oldular, zaman durulmadı, onlar da hiç durmadılar, sonra birgün tuhaf yüzlü birileri geldi, ne arıyorsunuz burada, evimizde ? kıpkırmızı suratları vardı, daha çok kızdılar, şiştiler, körüklediler ateşi, yakıp yıktılar, bu bir tarlada izinsiz biten yabani otların temizlenmesi işlemiydi, temizlediler, geriye külleri kaldı yerlilerin, sonra yeni tohumlar serptiler, kuyuları suyla doldurdular, giderlerken arkalarından şiddetli bir yağmur başladı, bu yağmur onlar dönünceye kadar bir beş milyon yıl yağacak, yağıp buhar olacaktı.. ** y.a

dilsiz

Resim
* dilimin ucunda bir şey var.. tom waits - jockey full of bourbon duymuyor musun ? bir elmacık o yüksek ağaçların ince dallarında inceden inceye öten.. ** y.a

kör

* karşıma geçip bulanık maviler içinde gözlerimin içine bakıyorsunuz.. biriniz eliyle yüzümü perdeliyor gülüyorum buna siz de gülüyorsunuz arkamdan hareket çekiyorsunuz yine gülüyorum siz de öyle.. ama kabul edin bu haldeyken siz; ne gördüğümü görebilirsiniz ne de gördüğünüzü.. ** y.a

sağır

* dışarıda hayat varmış öyle diyorlar.. ama hayat burada, yatak odasında.. oturma odasında, banyoda, mutfakta, uzandığın şu koltukta.. sonra bir ses duyar gibi.. irkilirsin.. kaşların hareketlenir, gözlerin sesi arar.. odalarda senden başka kimse yok.. ardından yine o, bitirim sessizlik.. ** y.a
* bir kitap almamam, alıp da okumamam için bahanelerim var.. kitabın üzerinde kitaba yazılmış övgüler magazin ve gazete yorumları (övgüleri) “çok sürükleyici, baştan çıkarıcı – new york times” (o zaman anlıyorum ki sürüklemeyecek, süründürecek, baştan çıkarmayacak, kafa ağrıtacak.. ayrıca new york times kim, orda kim bunu yumurtluyor.. niye adı yok.. aklıma başka birşey geliyor tam da bu sırada, demek ki ben orada çalışıyor olsam, ve bir fikir, bir düşüncemi yazsam, adamlar bunu alıp new york times böyle diyor diye satacak.. bunu bilim adına yapanlar da olmuştu.. hakların alınıp satılması, arada kaynayan samimi bilim insanları, fikir adamları.. işte bu yüzden almıyor, yemiyorum böyle çürük elmaları, kurtlu sayfaları..) çok renkli baskılar yazar hakkında bir bilgi olmaması ya da kısaca geçiştirilmiş olması çevirmen hakkında bir bilgi olmaması ya da kısaca geçiştirilmiş olması okuduğumdan değil, okumaktan gözlerim sulanıyorsa çok satanlar bölümündeyse, pahalıysa, ve vesaire, ve saire.. *...

hayvan

* bir hayvan, insana baktığında insana bakmış olmaz, bir canlıya bakar, onun gibi hareket halinde olan, arka ayakları üzerinde yürüyen ve ön ayaklarıyla beslenen bir yaratığın gözlerine.. görür ki bu canlının her gün değişen renkli bir derisi var, bazı günler deri daha tüylü, bazen de tüysüz.. hayvan gözlerini dikip saatlerce bu tuhaf, ilginç canlıyı süzüyor, inceliyor.. onun ağzıyla, diğer organlarıyla çıkardığı sesleri anlamaya çalışsa da genellikle anlamıyor, çünkü büyükleri daha önce bu sesler hakkında bilgi vermedi.. yine de zamanla sesleri tanımaya, kendince anlamlar çıkarmaya çalışıyor, en azından diğer seslerden ayırabiliyor ki bu bile yeterli şimdilik.. bir süre sonra yorgun düşüyor, gözleri kısılıyor, kafası sabit ama gözler kapanıyor, kulaklar yine de yaratığa karşı tetikte, sesler sürekli kafasının içinde, uyuyor.. ve uyurken bile.. oysa bir insan, hayvana baktığında sadece hayvana bakmış oluyor.. güzel tüyleri var, yumuşacık ve okşanası.. pek de sevimli.. kaba su koyup önü...

notlar

philippe jaroussky - andromeda liberata, vivaldi * bir keresinde ölmüştüm.. eğer benimle o an aynı odada, karşı kanepede oturuyor olsaydınız, sırtımın size dönük olduğunu görebilirdiniz, ama yine de öldüğümü bilemezdiniz.. bana dikkatlice baktığınızda sırtımın derin nefeslerimle şişip indiğini, belki ensemde biriken ter tanelerini de farkederdiniz.. bir elim bacaklarımın arasında, bir elimle yastığı kavramışım ve ağzımla ucunu tutup ısırmışım,, tüm bunlar iyi ve güzel bir uykunun işareti.. ama ben ölmüştüm.. ölmeden, ölümü düşlüyordum.. ve aniden geldi ölüm, tüm çıplaklığıyla.. çıplak mı dedim, karanlığın nesi çıplak! sessiz zamanlardı.. bir yaz günüydü, tül perdeler ılık rüzgârla dansediyordu, sırtım size dönüktü, uykunun eşiğinde uyuyordum, ölümü düşlemiştim, ve o bana gelmişti.. bir karanlık sarmıştı beni.. ama bu, gözlerimi ya da ışığı kapattığımda oluşan karanlık gibi değil.. bildiğim siyahlardan farklı, belki de siyah bile değildi, aklımın almadığı şeyleri karanlık gördüğümden ol...

farkındalık

* farkında olduğunu mu sanıyorsun.. farkındalık zihninde bir oyun sadece.. bu şekilde gözlerini kapatmış olursun.. bu yüzden kulakların daha hassastır, ve bu yüzden her türlü fısıltıyı dinler, inanır, onlara ve olanlara inanmak zorunda kalırsın.. ** y.a

biz

akşam alacasında odama döndüm.. batıda gökyüzü, her saniyede bir gelen soluk mavi doğum sancıları çekiyordu, boğuk gürlemeler duyuluyordu.. çatılara tünemiş kuşlar, kararmış közleri andırıyorlardı.. yattım ve uyku vahşi bir hayvan gibi üstüme çöktü.. * ona veda etmek mi ? ayaklarım (veya başkasının ayakları) birbirine dolandı, sandalyeye çarptım; sandalye devrildi ve ölü gibi kalakaldı.. dudakları soğuk, yatağımın yanında zeminin bir zamanlar olduğu kadar soğuktu.. çıkıp gidince zemine oturdum ve oracığa attığı izmarite baktım.. daha fazla yazamayacağım.. istemiyorum ! * "söyle!" dedim komşumu omuzlarından yakalayıp sarsarak.. "söyle bana.. şu senin sonlu evreninin bittiği yerin ötesinde ne var?" yanıt verecek zamanı bulamadı.. yukarıdan, basamaklardan ayak sesleri işitildi.. * dediklerine göre her yüz yılda sadece bir defa açan çiçekler varmış.. peki, her bin yılda, her onbin yılda bir açanları neden olmasın? belki vardırlar ama şimdiye kadar hiç duymamışızdır.. çü...

renkler

Resim
* bu sabahların bir anlamı olmalı.. bu susuzluk hiçbir zaman dinmeyecek.. oyunu kuralına göre oynama.. kuralı boz, oyunu kendin yaz.. her kimsem, oyum.. deniz de ben, ben de deniz.. bir masal böyle başlamalı, bir hayat böyle yaşanmalı.. bilgedir karga, bilgeliktir.. sizden korkmuyorum, siz de benden korkmuyorsunuz, ne güzel! kabul et ikimizde sürüngeniz.. sadece sen, benden daha az sürünüyorsun hepsi bu.. ısır beni! come on ! sevişmektir bunun adı, sevmektir.. görüyorum, izliyorum, kaydediyorum.. bakış açısı.. çay saati.. **

renkler

Resim
hayatı birlikte paylaştığımız canlı-cansız varlıklarla aramızdaki farklılıklara değil de benzerliklere bakabilseydik; bugün gizem ve tesadüf diyerek kestirip attığımız bazı şeyleri anlamamız ve onları kabullenmemiz daha kolay olurdu.. ** y.a

kedi

* birkaç gündür sabahları beni o karşılıyordu, üstelik sandalyeme çöreklenmiş, istifini de hiç bozmadan gözlerini kısıp bana bakıyordu, umurunda değildi benim evimmiş, benim sandalyemmiş.. her seferinde geceden astığım çamaşırların kurumasını bekliyor, sonra da içlerinden en hoşuna gideni çekip yere atıyor, ve üstüne uzanıyordu, muhtemelen benim uyuduğum saatlerde o da uykuya dalıyordu.. sabah balkonda çamaşırlarımı ve üstünde onu yerde gördüğümde çok kızgındım, o ise korkusuz, yine o kısık gözler, o umursamaz haller.. minikti ama dev gibiydi.. laf olsun diye sadece miyavladı tepesinde dikilmiş adama o kadar kızmıştım ki sonunda gidip süt koydum kaba ve bardağa birini önüne uzattım hoşgeldin adamım dedim sinirli bir ifadeyle, hoşgeldin.. ** y.a

ben

* ben her kimsem oyum.. mesela bir katil olabilirim, ama merhametim de hiç eksik olmayabilirdi kurbanımdan.. önümde başını eğmiş duruyor öylece masum.. kılıcım güneşte parıldıyor, hayran kalıyorum bu parıltıya, bu yansımalar, bu gözalıcı ışık karşısında çaresizce kılıcımı boynuna indiriyorum.. birşeyin suçlusu ben olabilirim, her kimsem oyum kabul.. zaten hiçkimse suçlanacak bir zavallı varken karşısında, dönüp güneşe bakmazdı, bakamazdı.. **

mıştı ve mişti

* bir gün sabahın erken saatlerinde güneşin doğuşu hizasında yola çıkmıştı, o sırada diğeri, gece boyunca nöbet tuttuğu tarladan güneşi sırtına alarak evine gelmişti, uykusuz kalmıştı, karnı acıkmıştı, dün akşamdan kalan yemeği yemişti, sonra da uyumak için diğerinin sıcacık bıraktığı yatağa girmişti, diğeri de çoktan tarlaya varmıştı, diğerinin orada bıraktığı sopayı eline almıştı, onun bitirdiği yerden tarlanın sınırını sopayla toprağa çizmeye başlamıştı, hemen yanıbaşında ve diğer yanıbaşında, ve ötesinde, başkalarının başka kardeşleri ve diğerleri de oralara varmıştı, onlarda tıpkı diğerleri gibi çiziyorlardı, toprağı çiziyorlardı.. ** y.a

notlar

the nerd - the king is dead kötüler iyidir, iyiler kötüdür.. güzeller çirkindir, çirkinler güzel.. yuvarlak aslında bir daire değildir, o sadece yuvarlaktır.. daire düz bir çizgiden ibarettir ve ucu ucuna değmiştir.. bir zaman sonra ateş yakmaz seni, su söndürmez, soğuk dondurmaz.. olan şey bu değil, başkadır.. sen artık sen değil, başkasındır.. ** y.a

insan

Resim
* insan anısına; o iyi bilir parmaklıkları.. bir kilit nasıl yapılır, kapılar nasıl kilitlenir iyi bilir,, karanlıktan çıkıp gelmiştir o, karanlığı da bilir, aydınlık yaramaz ona; bu yüzden dünyası böyledir.. ** y.a

notlar

* anılarıma ; toz olmak için herşey ve herşey tozunu almak için.. ** y.a

tesla

* tesla'nın anısına; ruh elektrikti.. onu çağırdıklarında binada yangın çıkmış söylediklerine göre; kaçak akımmış.. ** y.a