Melek 2


anniken hannevik

şiirdeki kayıp mısrayım

sizi ısıran elmayım..



all india radio - mexicola

*

- neden açmadın kapıyı.. yarım saattir dışarıdayım!
- on dakika bile olmadı..
- bekletmek hoşuna mı gidiyor !
- hayır canım! koşarak açtım kapıyı, sen de gördün..
- kapı arkasını göremiyorum üzgünüm!
- bu seninle aramızdaki tek kapı.. onu da sen olmadığın zamanlarda kapalı tutuyorum..
- belli oluyor! (etrafına bakınarak..)
- bu..! bu her zamanki dağınıklığım sevgilim..
- giyim zevkin ne zaman değişti..!

*

koltuk arasına acelece sıkıştırılmış bir kadın çorabı..

biraz araştırsa, hemen altında sütyen ve kırmızı tükenmiş bir ruj da bulabilirdi fakat bu ilk buluşu bile onu çılgına çevirmeye yetti..


patlarcasına yüzüne haykırdı..

- hayvan! seni.. seni aşağılık..! insan kılıklı şeytan.. sen.. sen..!

vücudu yay gibi geriliyor, ruhunu adeta bir ok gibi adamın göğsüne doğru fırlatıyordu.. yumrukluyor, kasılıyor, titriyor, terliyor, gözlerindeki baraj yıkılıyor, gözyaşı sel olup yüzünü basıyordu..

aslında onunla birlikte olduğu her geçen gün giderek tükendiğini hissediyordu.. ama şimdi, sanki tüm yılların verdiği o biriken tükenmişlik duygusu, birkaç dakikada gözlerinden akıp gitmişti.. daha fazla direnemedi, çorabı bulduğu koltuğun üzerine yığıldı..

- canım.. lütfen açıklamama izin ver..

gözleri, sıkıca tuttuğu çoraba sabitlenmiş başka hiçbir şeyi görmüyordu..

- bu..! bu aşağılık kadın beni dün gece baştan çıkardı!

adam belirli belirsiz bir şeyler söylüyor ama anlaşılmıyordu.. kelimeleri ağzında geveliyor tükürüklü bir şekilde sağa sola saçıyordu.. fakat esra hiçbirini duymuyordu.. ruhu, başka bir kadına ait parfüm kokusuyla dolu olan bu odayı terk etmiş gibiydi..

- içkime ne kattı bilmiyorum! lanet olsun! lanet olsun!

hakan kendini dövercesine duvarı yumruklamaya başladı.. esra koltuğa bir kedi gibi büzülüp yatarken, hakan da duvarla savaşıyor, umutsuzca çırpınıyordu..

evet tam olarak böyle denebilir, konuşmuyordu.. çırpınıyordu..

bir süre sonra esranın titremesi durdu.. gözler yarı aralık, yüksek dozda uyuşturucu almış gibi kesik kesik inlemeye başladı..

*

benimse aklımdaki tek şey esranın elinden bırakmadığı çorabım..

ikisinin de ağır bir şok geçirdiğini görebiliyordum.. sakin adımlarla ilerleyip esranın elinden diğer çorabımı aldım.. gözleri boşluğa kaymıştı.. eğilip, hakanın apar topar koltuğun altına sakladığı diğer giysilerimi de aldım.. ruju almaya gerek görmedim..

sigara paketimi, ve yarım kalan cabernet sauvignon kırmızı şarabını da çantama attım.. giyinip, aynada bir süre kendimle uğraştım..

- lanet olsun! beni neden yalnız bıraktın esra!
- …
- o senin en iyi arkadaşın.. beni sen tanıştırdın! esra! seni her şeyden çok sevdim ben.. bu yaptığımın hiçbir önemi yok.. ne yaptığımı bile bilmiyorum.. allahım!

hakan yeniden duvarı yumruklamaya başladı.. ikisinin de durumu gerçekten iç açıcı değildi..
daha fazla kalamazdım..

ben kapıdan çıkarken hakanın sesi giderek kısıldı.. kanıyla boyanan duvara sırtını dayamış, başı ellerinin arasında esra gibi inliyordu.. iniltili bir sessizlik, şarap ve geceden kalma odaya hakim oldu.. kimseyi rahatsız etmemek için kapıyı hafifçe kapadım..

cebimden notları çıkardım,

hakanı sildim..

esrayı da..

berbat bir gecenin, berbat sabahında gözüme güzel görünen tek şey ayağıma sürtünen bir sokak kedisi..

yüzüne yayılan öfkeli kırışıklarla tedirgin yaşlı bir komşu beni süzüyordu..

hayatım boyunca hissettiğim o kötü duyguyu yine yaşıyordum işte..birilerinin hayatını karartmış olabilirim..

fakat yaptığım şey, erkeklerin önüne dayanılması zor, davetkâr, baştan çıkarıcı bir kadın olarak çıkmam..

hepsi bu..

daha fazlası olmuyordu, gerçekten..

inanın bana !

bu benim lanetli görevim..

gerçekte aşkın, nasıl bir şey olduğunu, ya da olmadığını insanlara göstermekle görevli bir meleğim..

fakat bunu sonsuza dek bilmeyecekler..

ardımda belki de azrailden daha çok düşman bırakıyorum.. öfkeleri katlanarak sonsuza dek büyüyecek bir nefret ordusu.. bu benim için katlanılmaz bir şey,

özellikle de zayıf erkeklerin sayısını düşününce..

sigaramı yakıp diğer notlarıma baktım;

nevin, yirmibeş yaşında.. bankacı.. adresi detaylı bir şekilde isminin altında yazıyordu..
serdar, nevinle üç yıldır birlikte.. ve bu yaz evleniyorlar..

*

notu cebime yerleştiriyor ve kafamda küçük bir senaryo oluşturuyorum

yolun karşısındaki büfeye doğru yürürken,

yukarıda bir aynanın kırıldığını duyuyorum

bir de bebeğin ağladığını..

**

y.a

Yorumlar

Aşk ve Zehir dedi ki…
kitaplarda öğretisi olmayan,gerçek aşkın nasıl bir şey olduğunu yada olmadığını öğreten bir melek!
Ve elinde uzayıp giden notlar..

KAHRETSİN!..
cache dedi ki…
bir melek , memur edildiği şeyden suçlanabilir mi?
edilemez..
o yapması gerekeni yapıyordu.. İnsanların bu teslim oluşu anlaması mümkün bile değildi..

Bu blogdaki popüler yayınlar

hasta

hasta

hasta