İnsan




ben türümü sevmem..
bu türü sevmek; çok zararlı..

o, diğer canlı türleri içinde güçlü ya da zeki olmasıyla yerini belli etmez,, çünkü güç ve zekâ oldukça görecelidir.. soru hemen arkasından gelir onun; kime ve neye göredir bu güç ve zekâ ?
benim türüm, çoğu zaman bir mekanizmaya ihtiyaç duyar ve yaptığı şey için böbürlenir.. soru ardından yuvarlanır; peki ne için?
bir fil için ağırlığı hiçbir şey ifade etmeyen ağacın topraktan sökülüp alınması için..
işte buna yarar, koca çınarı ince hamur gibi açan zekâ..
türümün canı ne istiyorsa, merakı neye yetiyorsa, tüm bunları gidermek için hep birşeyler üretir..

bir kaşık yapar yemek için, bir tas yapar içmek için, çatal, bıçak, yatak, döşek, koltuk,
bir kalem yapar,

bir kağıt..

damıtır mürekkebini fokur fokur kaynayan kazanlarda,,
ve bir dolu yazar..
gergef gibi işler duygularını, bir gece kendi elleriyle yaktığı şöminenin başında..

oysa bir rüyaydı..

çoktan küllendi ocağım..


bir sabah sıcak yatağımda değil, soğuk taşlar üstünde uyanmıştım.. tutunacak bir dal bile yok artık..
şömineyi değil, ağaçları yakmıştım..
zavallı türüm çatalı tam da göğsüne batırmıştı doğamın,
hep daha fazlasını istemiş, ve beni iştahla yemişti..


işte bu yüzden tatlı tatlı esneyemedim,, kalkıp kovada durgun uyuyan suyu avuçlayarak yüzümü yıkadım..
en son su da bitmişti kendime geldiğimde..

şimdi kaçıp kendi türümden bir buzula sığınsam,,
donup kalsam antartikanın kucağında,
hiç uyanmasam..



**


y.a

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

hasta

hasta

hasta