Gösteri


bernd preiml

*

dilsizdi..

ilerleyen yaşına rağmen tıpkı gençliğinde olduğu gibi yine aynı canlılıkla ve üstün bir performansla sergilediği tek kişilik oyunun sonunda bir kez daha, onu ayakta büyük bir coşkuyla alkışlamakta olan seyircisinin önünden, sahnenin hemen ucundan iki ucube yardımcısı tarafından bir valiz gibi perdenin arkasına taşınıyordu..

çünkü kilitlenip kalmıştı,

çünkü oyunun sonunda olması gereken buydu.. ya da açılması mümkün olmayan türden bir kördüğüm.. ve aslında yardımcıları için de onu bu şekilde çanta gibi taşımak çok daha kolaydı..

alkışlar gürleyerek ve artarak devam etti, nara atanlar bile vardı ;

“tanrım! nasıl yapıyor! inanılmaz!”

"harika!"

kalabalık bir curcunaydı tüm yaşanan, daha şu güne kadar kimsecikler bu kısa, sözsüz ve dekorsuz, tek kişilik oyun için harcadıkları paralar için yanıp tutuşmamıştı..

“amma değdi!”

“iyi ki gelmişiz!”

ya da coşkuyla; “lastik adam!” diye bağıranlar oluyordu.. gerçekten de lastik gibi adamdı, kollarını ayaklarına, ayaklarını kollarına dolamakta, onları inanılmaz bir biçimde esnetmekte üstüne yoktu, adeta kemiksizdi, ve üstelik altmışıncı yaşına bastığı bu gecede, sergilediği bilmem kaç bininci oyundan sonra seyircileri daha bir heyecanla ve şatafatla, alkışlarla onu sahne arkasına uğurlarken; ihtiyar, pandomimci değil de sanki mağrur bir sirk cambazı gibi görünüyordu,

ya da.. bambaşka bir şey işte..


lastik adam! siz isteyin şişeye girsin..

dileyin hemen şuracıkta şişenin kendisi olsun!


*

oyunun içeriği oldukça basitti, bir kere hiç söz yoktu, zaten konuşma özürlüydü..hüneri de buradan geliyordu, herşeyi beden diliyle anlatıyor, akrobatik hareketlerle oyunu süslüyordu, görsel bir şölen! sessiz ama hareketli, sessiz ama oldukça gürültülü bir oyun, ve de çok şiddetli..

oyuna başlarken uzun dilini çıkarıp kafasıyla seyirciyi selamlıyor, sonra da sanki ona ait değilmiş gibi sağ kolu, sol kolunun iç dirseğine aniden bir yumruk sallıyor, sol kolu bu beklenmedik yumruk karşısında önce sol kürek kemiğinin ardına çekilip orada bir müddet saklanıyor,

– ve bu hareketi yaparken kolu sanki omzundan çıkmış gibi görünüyor –

sonra da sağ kola karşı saldırıya geçiyordu, oyun da böylece başlamış oluyordu..

iki kol arasındaki mücadele devam ederken, pandomim sanatçısının kafası da seyirciye dönük ve sanki tüm bu olup bitenlerden bihaber, kalabalığa gülümsüyor, onlara dil çıkarmaya devam ediyordu.. bir ara sağ kolu baskın geldi ve sol kolunu bileğinden kavrayıp ters açıdan şiddetle büküverdi..

acı duyuyor olmalıydı ama yüzündeki ifade değişmemişti, hatta onun yerine izleyenlerin yüzünde bir acı belirdi, sanki çıkan kendi kollarıydı, sanki kırılan kendi bilekleriydi, bazıları ürpertiyle kollarını yokladı, sıvazladı.. bir süre oyun, sağ kolun hakimiyetiyle yerde devam etti, pandomimci sağ kolunun hareketleriyle etrafında daireler çiziyordu, bu dairesel hareketler devam ederken aniden sol kol kendini sağ koldan kurtardı ve beş parmağıyla birden sağ elin parmaklarına bir mengene gibi yapışarak geriye doğru bastırdı.. sağ elin parmakları iki büklüm olmuştu, ters bir durumda ve bileğinin üstünde yapışık kalmışlardı, seyircilerin yüzündeki acı ifade daha da arttı, bu duruma bakamayanlar oldu..

bir kadın istemsiz hareketlerle, histerik bir biçimde ağlamaya başlamıştı.. hemen başucunda ona sarılıp memelerini göğsüne bastırmış olan sevgilisi, pandomimcinin gülümseyen yüzünü ve uzun dilini gösteriyor,

“bak! canı acımıyor.. numara sevgilim.. hepsi numara!” diyerek onu teselli ediyordu..

bu sırada lastik adamın sağ elinin parmaklarından birkaçı bu kapandan kurtulmayı başarıyor ve bir kanca gibi sol elin parmaklarına kendini geçiriyordu, sahiciydi.. o kadar gerçekti ki sol elinin parmakları atılan tırnak darbeleriyle kanamaya başladı.. kan, sürekli kalabalığa gülümseyen ve dil çıkaran adamın beyaz gömleğine bulaşıyordu.. önce kolların, sonra ellerin ve ardından parmakların devreye girmesiyle şiddetlenen savaşta şimdi de tırnaklar çarpışıyordu..

iki el de birbirini bir kedi gibi tırmalıyor, yara bere içinde kalan kolları bir fırça gibi kostümünü giderek daha da kırmızıya boyuyordu.. bazen kolları birbirlerine iki dost gibi sarılıyor, bir süre bu şekilde dinlendikten sonra ayrılıp yeniden kavgaya tutuşuyorlardı..

bu sırada beklenmedik bir şey oldu, iki kolun amansız savaşına önce sol ayak, sonra da sağ ayak karıştı.. pandomimci çaresizdi, istemediği bir savaşın ortasında kalmış, yerde bir fırıldak gibi dönerken kollar ve ayaklar birbirine dolanmış amansızca çarpışmaktaydı..

kana bulanan kostümü, aldığı tırnak ve ayak darbeleriyle parçalanmaya başladı.. başını mümkün olduğunca bu savaştan uzak tutmaya çalışıyor ve seyirciye gülümseyerek dil çıkarmaya devam ediyor olsa da yüzü bir top gibi şişmiş, kıpkırmızı olmuştu..

seyircilerde bu kanlı savaşın etkisiyle gülmeyi bırakmış, korku dolu gözlerle lastik adamın savaşını izliyordu.. çok geçmeden ayakların desteğiyle daha da büyüyen savaşın ortasında adamın zavallı kafası kayboldu..

artık bir topaç gibi sadece kendi etrafında dönmüyor, aynı zamanda sağa sola yuvarlanıyordu, sahnenin her yeri kan olmuştu.. bu esnek hareketleriyle kemiksiz olduğu düşünülen adamdan, çarpışan ve kırılan kemiklerin sesi geliyordu..

kalabalık vızıldamaya başladı, gergin birkaç adam ayağa kalkıp bu rezaleti durdurması için sahne arkasına haykırdı, az önce teselli edilen kadın bayılarak memelerini sevgilisinin kucağında özgür bıraktı..

ışıklar ve ıslıklar altında savaşan pandomimci hızla yuvarlanarak sahnenin önüne kadar geldi ve sahneden düşmek üzereyken aniden durdu.. uçurumdan düşmesine ramak kalmış bir araba gibi sahnenin tam ucunda birkaç kez ileri geri esnedi ve sonra da tamamen hareketsiz kaldı..kalabalıktan çıt çıkmıyordu..


önce kolları biraz gevşer gibi oldu, sonra da ayakları.. bu gevşemeyi seyirci elbette pek farketmedi.. pandomimci kanlar içinde kalmış kostümünün iç yakasına gizlediği kafasını hafifçe dışarı çıkardı, ve gözlerini açıp seyirciye dil çıkardı..

“seni namussuz! yaşıyorsun ha!”

ve bu bağırtıya kalabalığın çeşitli yerlerinden destek geldi, sessizlik bozuldu, gürültülü, çılgın bir alkış yağmuruna dönüştü..


biraz sonra da iki yardımcısı saklandıkları perdenin arkasından topal adımlarla çıkarak lastik adamın topaç vücuduna sokuldu.. iki kolu birbirinden ayıramıyorlardı, ayaklarda bu şekilde sımsıkı ve kollara dolanmış bir halde kenetlenmişti..

o yüzden,

bu haldeyken, kollarında boş buldukları yerlerden kendi kollarını sokarak destek aldılar, ve bir valiz gibi lastik adamı sahnenin arkasına taşıdılar..


*

büyük kapının,

küçük anahtar deliğinin ardından salonu gözetleyen parasız bir çift iri göz, sahnede olan biteni, hemen arkasında merakla itişip duran diğer fakirlere anlatırken;

içeride, ön sıralarda annelerinin eteklerine yapışmış, biri kız diğeri erkek iki kardeş aralarında şöyle fısıldaşıyordu;


- neden hiç konuşmadı ?
- çünkü dilini yuttu!
- olur mu akıllım hep dil çıkardı!
- olsun..
- kollar onun değil mi ?
- onun..
- ya ayaklar ?
- ayaklar da onun..
- neden ayırmadı peki ?
- kafa da onun akıllım..
- öff sıkıldım ben..
- ben de..

*

ve lastik adamdan sonraki gösteriyi büyük bir heyecanla bekleyen kalabalıkta sıkışan eteklere takılan uçurtma çocuk, usulca salon kapısından dışarı süzüldü, minik adımlarla uçarak binayı terketti..

aralıksız yağan yağmurda hiç duraksamadan ufacık bedenini yıllardır çiğnenmekten aşınmış yaşlı asfaltın derin yarıklarında biriken yağmur sularının içine attı..

su biraz çamurluydu,

fakat bu; annesi farkedene kadar suyla oynamasına engel değildi..


*

yılan adam kamış gibi yamru yumru olmuş vücuduyla kolları öne doğru uzanmış bir şekilde ağır ağır sürünerek sahneye tırmandı.. ayaklarını ahşap zemine vurarak ilerlerken, tabanlarına elektrik verilmiş gibi belinden aşağısı sarsılarak titriyor, çıngırağa benzer sesler çıkarıyordu..

bu şekilde sahnenin önüne kadar geldi ve dizlerinin üstünde beline kadar doğruldu.. iri gözlerini kocaman açarak sivri dişlerinin arasından çatal dilini uzattı, bir süre elektrikler kesilmiş gibi hareketsiz, titremeden öylece kaldı..

iki kardeş korkuyla annelerine daha sıkı sarıldı..

yılan adam tıslayarak seyirciyi selamladı


ve gösteri böylece başlamış oldu..


**

y.a

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

hasta

hasta

hasta