Kayıtlar

Eylül, 2009 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Bahçenin gülü

* kendini bir bahçede düşün.. henüz filizlenmiş bir çiçeksin, ve ben üstünde gezinen bir arı.. bak şu böcekler de benim kardeşlerim.. ama bugünlerde aramız biraz bozuk onlarla.. şu solucan mesela.. kimselere bir şey söylemez, ağzı var dili yok bir kaygan ucube.. öyle kendi halinde gizlice, ve sessizce kayıp gidiyor toprağın yarıklarında.. tek derdi sana yakın olmak, köklerinde uyumak.. şu kelebeği görüyor musun, o bizim en havalımız.. sana hepimizden en yakın olan.. * anlamıyorum nasıl izin verdin, göz göre göre şu tırtılın yapraklarını yemesine.. demek ki en çok onu sevdin.. * belki de en çok solucanı; köklerine davet ederek.. ve belki de beni.. özünü bana sunarak.. her neyse.. * sen herşeye rağmen çok güzel bir çiçeksin.. bakma bize, altından üstünden biz böcekler didişiriz böyle.. çünkü hepimiz sana talibiz.. seni çok severiz.. ama nerden çıktı şu yabancı eller.. üstümüze basa basa çekip aldılar seni aramızdan.. şimdi sen, başka bir sevgilinin saçlarında kuruyup gideceksin ya.. bizi...

Gerçek

* gerçek, bir cümledir.. oluşması bir ömür alır.. özneyle tanışırsın ilk.. o senin dostun, sırdaşındır.. onunla büyürsün.. hep yanındadır.. fakat zamanla başkalarıyla tanışırsın.. aranıza sıfatlar girmeye başlar, bir takım belirtili / belirtisiz nesneler, zarflar, vesaireler.. bu yüzden giderek uzaklaşırsın özneden.. ve bir gün son nefesini verirken, hatırladığındır gerçek.. sadece bir canlıydın.. hayatın içinde yürüyen iki ayaklı bir tür.. yoktu diğerlerinden farkın .. aslında farkın bunu anlamak olacaktı ama.. şimdi, yüklemindesin ömrün.. ** y.a

Kutsal

* görmüyorsunuz neden.. ? kimdir önümüze bu seddi çeken..? bakıyorum kutsallara.. bana değer biçenlerin sözlüğüne.. hepsi için ben bir kulum.. ve biliyorum ki ne yazarsam yazayım ne sunarsam sunayım onlara.. gözlerinde üç kuruşluk bir pulum.. öyleyse ne anlamı var türümle kavgaya tutuşmanın.. ama dönüp gitmeme de bir türlü izin vermezler.. sevgileri o kadar keskin ki dokundukları yerden kanım akıyor.. sonra da şefkatle sarıyorlar yaralarımı.. haksızlık bu.. nefretiniz nefesimi kesiyor.. canımı acıtıyor sevginiz.. hastasınız.. bu yüzden seviyorsunuz hasta adamı.. hastalıkları.. ilaç kutularını, serum şişelerini, ve o kesif kokuları, kutsalları.. ** y.a

Melek 2

Resim
anniken hannevik şiirdeki kayıp mısrayım sizi ısıran elmayım.. all india radio - mexicola * - neden açmadın kapıyı.. yarım saattir dışarıdayım! - on dakika bile olmadı.. - bekletmek hoşuna mı gidiyor ! - hayır canım! koşarak açtım kapıyı, sen de gördün.. - kapı arkasını göremiyorum üzgünüm! - bu seninle aramızdaki tek kapı.. onu da sen olmadığın zamanlarda kapalı tutuyorum.. - belli oluyor! (etrafına bakınarak..) - bu..! bu her zamanki dağınıklığım sevgilim.. - giyim zevkin ne zaman değişti..! * koltuk arasına acelece sıkıştırılmış bir kadın çorabı.. biraz araştırsa, hemen altında sütyen ve kırmızı tükenmiş bir ruj da bulabilirdi fakat bu ilk buluşu bile onu çılgına çevirmeye yetti.. patlarcasına yüzüne haykırdı.. - hayvan! seni.. seni aşağılık..! insan kılıklı şeytan.. sen.. sen..! vücudu yay gibi geriliyor, ruhunu adeta bir ok gibi adamın göğsüne doğru fırlatıyordu.. yumrukluyor, kasılıyor, titriyor, terliyor, gözlerindeki baraj yıkılıyor, gözyaşı sel olup yüzünü basıyordu.. aslında ...

Gösteri

Resim
bernd preiml * dilsizdi.. ilerleyen yaşına rağmen tıpkı gençliğinde olduğu gibi yine aynı canlılıkla ve üstün bir performansla sergilediği tek kişilik oyunun sonunda bir kez daha, onu ayakta büyük bir coşkuyla alkışlamakta olan seyircisinin önünden, sahnenin hemen ucundan iki ucube yardımcısı tarafından bir valiz gibi perdenin arkasına taşınıyordu.. çünkü kilitlenip kalmıştı, çünkü oyunun sonunda olması gereken buydu.. ya da açılması mümkün olmayan türden bir kördüğüm.. ve aslında yardımcıları için de onu bu şekilde çanta gibi taşımak çok daha kolaydı.. alkışlar gürleyerek ve artarak devam etti, nara atanlar bile vardı ; “tanrım! nasıl yapıyor! inanılmaz!” "harika!" kalabalık bir curcunaydı tüm yaşanan, daha şu güne kadar kimsecikler bu kısa, sözsüz ve dekorsuz, tek kişilik oyun için harcadıkları paralar için yanıp tutuşmamıştı.. “amma değdi!” “iyi ki gelmişiz!” ya da coşkuyla; “lastik adam!” diye bağıranlar oluyordu.. gerçekten de lastik gibi adamdı, kollarını ayakl...

Tutku

Resim
* bir gece yarısıydı çözmeyi başardığında tüm ipleri.. * başın çatlayacak gibiydi.. yerde uzanmış hareketsiz yatan adama baktın.. sigarası ve silahı tütüyordu henüz.. şanslıydı, çünkü başı artık ağrımıyordu.. başkasının kanı mıydı, yüzünde kuruyup pıhtılaşan..? gözlerini ve dişlerini sıktın.. düşündükçe kabuk bağlamıştı özlemlerin.. kalan son nefesi de sen çektin o yarım sigaradan.. ellerin kanıyordu.. ve herşey karanlıktı.. yine de buldun yolunu, el yordamıyla takip ettin duvarları, akıp giden pis suları.. ışığı görünceye kadar bir kedi gibi izledin fareleri.. * şimdi, ılık bir rüzgârdı ense tüylerinde esen ; - nerdesin.. ? - gelmek biraz zaman aldı sevgili.. ve bir yelkenliydi ıslak gözleri, dönüp rüzgârı kesen.. - zamanı öldürmüştük oysa.. dedi ve sıktı ellerini kadın.. yumruklamak istiyordu zamanı karnından geçip giden yılları adamın suratından.. oysa zaman sadece kuru bir çift kelime.. tutkuyla yapışmış iki dudağın arasında gittikçe ısla...

İnsan

Resim
ben türümü sevmem.. bu türü sevmek; çok zararlı.. o, diğer canlı türleri içinde güçlü ya da zeki olmasıyla yerini belli etmez,, çünkü güç ve zek â oldukça görecelidir.. soru hemen arkasından gelir onun; kime ve neye göredir bu güç ve zek â ? benim türüm, çoğu zaman bir mekanizmaya ihtiyaç duyar ve yaptığı şey için böbürlenir.. soru ardından yuvarlanır; peki ne için? bir fil için ağırlığı hiçbir şey ifade etmeyen ağacın topraktan sökülüp alınması için.. işte buna yarar, koca çınarı ince hamur gibi açan zek â.. türümün canı ne istiyorsa, merakı neye yetiyorsa, tüm bunları gidermek için hep birşeyler üretir.. bir kaşık yapar yemek için, bir tas yapar içmek için, çatal, bıçak, yatak, döşek, koltuk, bir kalem yapar, bir kağıt.. damıtır mürekkebini fokur fokur kaynayan kazanlarda,, ve bir dolu yazar.. gergef gibi işler duygularını, bir gece kendi elleriyle yaktığı şöminenin başında.. oysa bir rüyaydı.. çoktan küllendi ocağım.. bir sabah sıcak yatağımda değil, soğuk...