Kayıtlar

Mart, 2009 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Çıplak Ruh

Resim
kathe kollwitz (1867-1945), woman with her dead child (1903) * karanlık bir ruh halini anlamak zordur.. içinde bulunduğun durumu genellikle çıktıktan sonra anlarsın, eğer o an da anlamaya çalışırsan, bunun yeterli gelmediğini görür ve her seferinde başa dönerek yeniden kendini anlamaya çalışırsın, üstelik anladıklarını da beğenmezsin, yeterince açıklayıcı bulmaz ve karşındakinin de çoğunlukla seni anlamadığını düşünürsün, bu durum canını sıkar elbette ve bir çöp sigaraya ihtiyaç duyarsın, ve onu yakmak için bir adet kibrite.. kül tablasına pek ihtiyacın olduğunu sanmıyorum çünkü külleri gelişigüzel savuracaksın, ne de olsa senin için burası, ve burası, ve şurası ve orası da, tıpkı dışarısı gibi kocaman bir çöplükten ibarettir, ve izmariti gömmek için, gözüne hayat dolu görünen tek canlıyı, küçük bir saksıyı kullanırsın.. hiç hoş bir hareket değil belki ama bunu sana yaptıran şey de zaten karanlık ruh halin değil miydi..? * ama bakın gördü sizi, gözlerinizi kısıp onu iğrenerek izle...

Yeraltından Notlar

** Siz sonsuza dek sağlam kalacak bir billur saraya inanıyorsunuz. Öyle bir saray ki, ne gizlice dilinizi çıkarmaya ne de nanik yapmaya imkânınız oluyor. Halbuki ben, bu saraydan, belki sırf billurdan ve sonsuza değin sağlam kalacak olmasından, ayrıca gizlice de olsa dilimi çıkaramayacağımdan dolayı korkuyorum. İşte görüyor musunuz, eğer sarayın yerinde bir tavuk kümesi olsa ve yağmur yağsa, belki, ıslanmamak için kümese sığınırım. Ama yine de, beni yağmurdan korudu diye şükran borcumu ödemek için o kümese, saray gözüyle bakmam. Siz gülüyorsunuz, üstelik bu durumda kümesle, konak arasında hiçbir fark olmadığını söylüyorsunuz, “Evet haklısınız,” derim o zaman, ama şunu da eklerim : “Hayatta yaşama gayemiz sadece ıslanmamak olsaydı, dediğiniz doğru..” ** .....evet, insanın tek yaptıgı sey , iki kere ikilerin peşine düşmek, okyanusları aşmak, bu uğurda seve seve yaşamını vermektir; ama öbür yandan aradığını bulacağı için de ödü patlar. çünkü bulursa arayacak başka bir şeyi kalmayacağını h...

Eskici

** kapadım ağzımı ve gözlerimi.. yüzümü yokladım göz çukurlarımı parmakladım yanaklarımı sıktım alnımın ortasından ve altından çenemi avuçladım kemik kapının önünde kafatasına iki tık iki farklı yerden bir dolu bir boş yankısı ruhumun seslendi içerden ; - kim o ? 1999 ** iki dostun var biri ben diğeri aynada; sana bakan.. * iki de düşman biri sen diğeri aynada; bana bakan.. 1991 ** cüzdanım tam müzelik içinde birkaç milyon bir de resmin bu ne zenginlik.. 1991 ** saramazsam seni eğer tutamazsam ellerini bu can benden gitti gider, gitti gider bırakırsan beni eğer teslim edersen ele sevgini ışık dolu gözlerim söndü söner, söndü söner.. * ne hatıran kalır ne de tatlı sözlerin şu küçük dünyamdan çıkıp gidersen eğer 1991 ** neydi güzeli renklerin ? sarı bir ayrılık mı ? aşka ve acıya ortak kırmızı bir gül mü ? kan mı ? bak işte soldu renklerim morardı tenim etrafımda gezinmekte koyu kahverengi gölgeler karıncalar.. söndü ruhumun beyaz parlak ışığı karardı gözüm onu bir ben gördüm simsiyahtı ...

Naime 2

* küçük bir valiz sizi yanıltmasın.. dünyaları sığdırabilirsiniz ona, tek yapmanız gereken ilk olarak elbiselerinizi düzgün bir şekilde katlayıp sırayla zemine istiflemeniz, bir süre sonra valiz dolup taşacaktır fakat endişe etmeyin devam edin, bırakın yükselsin kumaştan tepeler, işiniz bittiğinde üstüne çıkıp tüm ağırlığınızla ezin kıymetli eşyalarınızı, korkmayın hiçbir şey olmaz, en fazla kırışır, içiçe geçerler, yapışıp kalırlar birbirlerine.. o hâlâ taksidi bitmeyen pahalı marka gömleklerinizin, eteklerinizin, abiye giysilerinizin arasına pazardan aldığınız ucuz on liralık iç çamaşırlarınız, çoraplarınız girerek kumaşınızı bozabilir, onları kırıştırabilir, ama siz devam edin çiğnemeye, tâ ki tepeyi dümdüz edinceye kadar.. korkmayın, nasıl olsa atletiniz de, eteğiniz de, o pahalı kıyafetlerin hepsi de tek bir ütüye bakar.. onlarca burun deliğinden ateşli buharlar çıkaran demir ejderha tüm kırışıkları giderir anında, pürüzsüz pırıl pırıl görünmelerini sağlar.. biz buna buhar gücü di...

Karnaval

Resim
siyaset bir şenlik alanıdır, ve politika bu alanın içindeki en popüler oyundur.. partiler bu oyuna oyuncu sağlar, bürokrasi bu oyunun hakemleridir.. ebe de sen ben işte.. oyunun kuralına göre; ebe arkasını dönüp başını duvara dayar, ne olur olmaz diye de gözlerini kapatması istenir.. ve oyun böylece başlar.. kaç gündür seçim arabaları hönkürerek dükkanın önünden geçiyor.. uzatmak istemiyorum ama sıkmak istemediğimden değil, sıkıldığımdan.. bu oyunlar sıktı.. ne isterdim biliyor musunuz ? (gerçekte ne dilediğimi dikkate almazsak!) isterdim ki; şu partiler, tıpkı rio karnavalında olduğu gibi şenlik sırasına girseler, seçim arabaları arka arkaya dizilse, üstünde her partinin adayları, oyuncuları, şaklabanları, pankart manyakları vesaire, ve karnavala uygun kıyafetlerle ya da çıplak halde ki böylece cahil insanlar da birazcık olsun görmüş olurdu elmayı armudu, kurdu.. hepsi sırayla geçseydi dükkanın önünden, ne bileyim daha eğlenceli olurdu sanki.. çok şey mi istiyorum.. ha siyaset ciddi b...

Naime 1

* küçük, sessiz bir odada pantolonumdan çekip çıkarılmış kemerimle iskemlenin ayaklarına zımbalanmış vaziyetteyim ve ellerim arkadan bağlı, tabii gözlerimi de parfüm kokulu ipek bir kuşakla bağladılar, ah! ne hoş eziyet.. * şimdi gözlerimin işlevini kulaklarım yerine getiriyor, duyabildiğim en ufak sese kulak kesiliyorum, tüm görebildiğim güçlü bir fenerin kumaştan süzülerek göz perdelerimin ardına yansıyan parlak beyaz ışığı, ve şimdi sessizliği bir düğme hareketi bozuyor, böylece ışığımda kararıyor, artık tamamen karanlıktayım.. * zihnim, ağzıma basılan gazlı bezin etkisiyle iyice bulanıklaştı, belki yarım saat olmuştur, belki de bu şekilde birkaç saat geçmiştir, hatırlamıyorum, günlerdir uykusuzum, bir lokma bir şeyler yeseydim ne güzel olurdu, su! birazcık su lütfen! bir damlacık olsun değsin çatlamış dudaklarıma.. ne isterseniz söylerim, söz veriyorum yalan yok! kıvırmak yok! ne istiyorsunuz, bir harita? bilgisayarınıza gireceğiniz onsekiz haneli bir şifre mi? çekmeceleri karıştır...

nâmekân aşk

Resim
seninleyim her yerde.. bu bazen kanepe, ıslak bir kaldırım taşı, ya da bank olur.. bazen de otobüste iki koltuk teke düşer seninle.. ** y.a

Alıntı

- Söz Şimdi Alıntımın ; Ne çok isterdim okuduğum yazıların sahiplerinin kim olduğunu bilmeyi, oysa kendimde bir şeyler bulmaktan çok ; yitik kayıp ruhların sessiz çığlıklarını duyuyor gibiyim her bir anonimde.. yüksel arslan

Yabancı Kuşlar

* sen ve ben aynı gökyüzünün ayrı yerlerinde kanat çırpan mavi kuşlarıyız.. sorma nerdeyim neden ayrıyız.. sen, hattı kesik bir telefonun teline tünedin bundandır içimden geçeni bilmeyişin.. * - özgürlük firar etmek.. kendinden bile.. ** y.a

Hediye Güven

Resim
* Hediye Güven. Şimdi durun ve bu ismi aklınızda tutmak için kendinize biraz zaman tanıyın. İleride bir gün radyoda çok güzel bir kadın vokal duyduğunuzda birileri “Kim bu acaba?” diye sorarsa verecek bir cevabınız olsun. Aslında onun daha şimdiden geniş bir hayran kitlesi var, İnternetten şarkılarına ulaşan ve barlarda sahne aldığında peşinden sürüklediği bir kitle. O’nun hikayesi Avustralya’da başladı. Ardından Türkiye ve arada yine kısa bir Avusturalya macerası. Müzisyen bir babanın sahne ve yıldız tozuyla büyüyen Hediye 1999′dan beri birçok grupla çalıştı. Hatta 2001′de kurdukları Playground ile 2002 Roxy Müzik Günleri’nde birinci oldular. Meditasyon yapanlara kalırsa Hediye sahnede şarkı söylerken altın ışık saçan birisi. Hem de vakti zamanında akciğeri çöktüğünde kendisini şarkı söyleyerek iyileştiren birisi için çok güzel ve iyileştirici bir sesi var. Hayatını İngilizce öğretmenliği yaparak kazanan ama diğer yandan yaptığı şarkılarda hayat bulan birisi o. Yıldız İbr...

İçimdeki Savaş

* giderek yaşlanmakta beden; gün be gün, haftalar, aylar, ardı ardına gelip geçen yıllar, ve bak, şimdiden biten otuzbeş yıl.. yaşlandıkça zihnimin bulanıklaşmasına şahitlik ediyor ve bu tanıklığı da unutuyorum, diş fırçasına uzanan elim onun yerine tarağı götürüyor dişlerime, macunun bittiğini şampuanın dilime yayılan köpüklü tadıyla anlıyorum.. bu sorun; dalgınlık, aşırı zihinsel yorgunluk, stres ve belki beyinde parçalı hasar olarak açıklanabilir ama paniğe kapılıp ilaçlara, vitaminlere koşmuyorum, kendi evimde marketteymişim gibi buzdolabını açıp boş raflara bakarak; “eyvah yoğurt kalmamış, portakal suyum bitmiş, sütün son kullanma tarihi geçmiş” demiyorum, zaten sorunun ne olduğu ve çözümüyle ilgili bir sıkıntım da yok.. sadece şu malum hastalıkların daha çok yaklaşmasını, beni sarmasını, siyatik ve romatizmayı, kalp krizini, prostat, giderek artan hafıza kaybını, yaş krizlerini, soğukla ilgisi olmayan garip titremeleri, felç, dengesizlik, ritim bozukluğu ve çoğunlukla da uykus...