Kayıtlar

Haziran, 2013 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

hasta

toplumu yüzdelik rakamlarla anlatan, insanları yüzdelik oranlarla şekillendiren, daha doğrusu böyle oranların olduğunu sananların mental sorunları olduğu çok açık.. elimizde bıçak ve masada ağzımızı sulandıran leziz, kocaman bir pasta olmadığı sürece toplum asla dilimlere ayrılarak anlatılacak bir tatlı olarak görülemez„ bu oranlar üzerinden siyaset yapanların her birinin potansiyel birer kaçık olma ihtimalleri her zaman çok yüksektir.. evet bu insanların kaçık ve sapkın olma olasılıkları bana göre %100’dür..
68leri ve 80 kuşağını akademik anlamda çözdüklerini söyleyen sosyal bilimci profesör yaftalı insanları dinledim bir kanalda,, parlak, cilalı ve oldukça geniş bir masa etrafında canlı yayında konuşuyorlardı, 31 mayıs eylemlerini, sebeplerini, gençlerin ruh hallerini vs masaya yatırmışlardı,, hala anlamadığım birşeydir bu toplumbilimcilik, bu sosyal olgulara akademik değerler yüklemek, ona bilimsel yaklaşmak bana çok sahte geliyor,, samimi değil bu insanlar, ya da öyle olduklarına kendilerini inandırdıkları için kitleleri ikna edebiliyorlar,, tabii isimlerinin önündeki yaftaların bunda etkisi büyük,, işte bu profesörler böyle söylüyordu; "68leri ve 80 kuşağını akademik olarak çözdük, o kuşaklarla ilgili elimizde geniş bir arşiv, ve çözümleme mevcut, o kuşakları iyi analiz edebiliriz, fakat şimdiki nesil hakkında akademik bir bilgimiz yok, çok iyi araştırmamız gerekiyor" diye devam ediyor,, bakıldığında gayet mantıklı bilimsel bir açıklama gibi görünebilir bunlar; ama bence bir ...

hasta

düşünüp taşındım, ve anladım ki en samimi, en içten yakarış, en saf duygularla kağıda dökülen duygular hep yarım kalıyor„ sonunda asla bir nokta, ve bir sonuç cümlesi olmadan öylece kalakalıyor masada„ yanıbaşında ucu kırılmış bir kalem, ve kanepeye uzanmış tükenmiş bir beden..   en içten duygular asla anlatılamaz, yazılamaz, çizilemez„ bu dünyada hiçbir güç onları çizgilerle ve renklerle anlatamaz..

bir tespit

"bazıları kan görmeye dayanamaz, ama yine de taze ve sulu çileği, narı ve kirazı afiyetle yer.." yıllar önce düşünüyordum, ve o zaman yazmıştım bugünü; bu not; şimdi daha bir oturdu yüreğime.. bu tıpkı kurşun gibi„ fırlayıp gitti mermi, izi ve dumanı ağzımda yer etti.. şimdi daha iyi anlıyorum neden bu lafı ettiğimi.. tüm masumane çıkışlar, mazlumu oynamalar, şefkatli ve kucaklayıcı konuşmaların arkasında işte şu kıpkırmızı nar ve kirazlar yatıyor„ sizin sepetiniz boş, onlarınsa ağzı ve gözü sulu..  hepsi bu, hepsi.. y.a

hasta

orada burada ılımlı konuşanları aklım almıyor, neyi yumuşatıyorsunuz, yumuşatıcı mısınız siz? provokasyona gelmeyin diyorsunuz ama asıl siz provokatörlere alet oluyorsunuz farkında mısınız ? sanırsın bu ayaklananların hepsi terörist, hepsi cahil, hepsi kandırılmış; hayır tabii ki -büyük kısmını tenzih ederim ama aranızda şunlar bunlar var- demek nedir? nasıl başladığını unutma, neden böyle olduğunu„,  bedenlere tazyikli su sıkmanın seni durduramayacağını iyi biliyorlar artık, taktik değiştirdiler, senin affetmediğin medya senden özür diledi ya, artık taksimde, canlı yayınlarda piknik yapanları gösterir durur„  aklınla ve yüreğinle çıktın meydanlara, karşındakiler ister üniformalı, isterse sivil takım elbiseliler olsun, bu adamların yüzlerine iyi bak, tarihi ve geçmişi hatırından çıkarma, oyuna gelme artık, gelme.. - ben bunu böyle istiyorum, ve bunu alacağım! de.. zaten onların da yaptığı şimdiye kadar hep bu değil miydi ? hepsi bu, gerisi laf-ü güzaf.. ...

hasta

şimdi gelelim meselenin özüne ? insanlar kendi bağımsızlıkları için ayaklandılar, ağzından son zamanlarda hakaretten başka doğru dürüst yapıcı hiçbir söz çıkmayan başbakana karşı taksimi ele geçirdiler,  ülkenin daha birçok yerinde kendi direniş sahalarını oluşturup oraları dokunulmaz, girilemez, ele geçirilemez ilan ettiler.. yoğun gaz dumanları altında halen devam eden bir isyan söz konusu;; gibi görünse de durum,  meselenin özü bağımsızlık, hak ve adaletin aranması değildir..  bazı liderler - yakın komşu ülkelerde bu liderleri yeterince gözlemledim- kendi söylemlerinin kurbanı olmaktan çok, uzun yıllar süren dikta rejimlerinin, birileri tarafından -halk değil-, sadece birileri tarafından alınan kararlarla "eh artık, buradan bize pay yok!" düşüncesine kurban olarak yitip gittiler, kalanlar da kaçınılmaz sonlarına doğru hızla gidiyorlar.. bu değişimlerin olması "birileri" için gerçekten de hayati bir gerekliliktir, bu sayede o "birileri" yaşar, büyür, ve ...

hasta

Resim
biber gazı, ya da insanları dağıtmak için kullanılan o diğer gazlar adları ne olursa olsun, verdikleri zarar bakımından hepsi de birer kimyasal silahtır, sana, çevrene bir şekilde zarar verir, canını bile alır,, bu ve diğer silahları hep isyanları bastırmak, kaosu önlemek adına kullanan hükümetler, devletler ne kadar büyük bir insanlık suçu işlediklerinin yeterince farkında değiller,, bir insanın düşünüyor, üretiyor, sorguluyor ve tepkisini gösteriyor olması o kadar güzel, öyle muhteşem birşeydir ki bununla ne kadar övünse azdır aslında,,  her biri böyle olan bireylerden oluşan bir toplumu düşünmek, ne güzel bir rüya! adına polis denen bu zırhlı yaratıkların yaptıkları şey sadece kalabalığı dağıtmak değil, her birimizin içindeki o asil duyguyu yok etmek istiyorlar, sizleri gören ama incelemeyen, dinleyen ama sorgulamayan,  tepkisiz, eylemsiz yaratıklara dönüştürüyorlar,,  toplum olmaktan çıkıp sürüye katılmanız için,, sonra arkanızdan bir değnek, bir deh sesi,, ve nereye ...