hasta


ne bakıyorsun! diye az kafa atmadılar, az dalmadılar hani, zamanla; -ulan bu ne ezikliktir böyle! dedi kendine,  ve her zamanki gibi sıradan bir gündü, dışarı çıktı, içinden yeminler ediyor, bol tükürüklü ağzından havaya küfürler saçıyordu, kararlıydı,  karşısına ilk çıkacak adama şöyle sağlamından bir teklik çakacaktı, ama kafasıyla değil, çünkü kafasını seviyordu, yumruk desen, onu da pek gözü tutmuyordu, güvenemediğinden değil, kazara kemikli birine denk gelirse o zaman ne olurdu, aman! düşünmesi bile korkunç! dedi ve hemen o anda vazgeçti hamle yapmaktan, ama ayakları iyiydi, gençlik yıllarında tekvando yapmıştı, ayaklarına gerçekten güveniyordu,  çıkmadan önce ne olur ne olmaz diyerek külodunu çıkarmış, rahat ve hafif ince kumaşlı bir pantolon giymişti,  şöyle  kaldırıp kafasına çekiç gibi çakacak ya! yapabileceğinden emin olmalıydı, içinde ve dışında tüm hazırlıklarını yapıp dışarı işte bu hınçla çıkar çıkmaz sokağın başına kadar ısınmak için koşarak gitti, karşısına çıkan birkaç kişiyi de bu yüzden es geçti, ısınmadan olmazdı çünkü„  sokağın sonuna geldiğinde koşmayı bıraktı, derin derin nefes aldı, derin derin nefes verdi,  caddeye çıktı ve kaldırımda sert adımlarla yere pek sağlamca basarak yürümeye, şahin gözlerle kurbanını aramaya başladı„

ulan! diye sesle karışık sert bir tokat yedi ensesine,

ulan necati! eşşek kadar olmuşsun ! dedi babası,

ne yapsın! adamı dün akşam hasret basmış, dayanamamış ve hemen o an da otobüsün en arkalarında bulduğu boş bir koltuğa atlamıştı..

baba sevgi ve özlem dolu baba, oğul kızgın ve yeterince ısınmış

yeterince sert, yeterince uzun ve içten, zamansız ve amansız bir çarpışma olmuştu

iki tarafta hız kesmeden, hiç duraksamadan kucaklaştı..

y.a

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

hasta

hasta

hasta