Kayıtlar

Ekim, 2012 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

hasta

-zengin ve fakir, iki tutkulu aşıktır, biri olmadan diğeri onsuz yaşayamaz, hayatta kalamaz.. ve ben böylesi bağlılıktan, bu bağımlılıktan, yaşadıkları bu aşktan ölesiye nefret ediyorum, öyle ki içinde aşk geçen herhangi bir şiire, bir romana, bir habere karşı içimde aniden bir kaskatılık oluşuyor, bu katılık bir kez başladığında durdurulamaz bir biçimde ilerliyor, büyüyor, bir dağı aşıyor, içimde ne kadar kalmışsa hepsini, tüm sevgimi yerin dibine kadar sokuyor ve beni bitiriyor, yok ediyor;   “tüm bunlar,” diyorum, “işte tüm bunların nedeni bu iki ahlaksız sevgili; zengin ve fakir”   zengin hep bu fakiri besliyor, ona bakıyor, onu yaşatıyor„ fakir, zengine minnet duyuyor, onu seviyor, onun için dualar ediyor„   o gelmediği zamanlarda içinde bir özlem büyüyor, aşkı onu yiyip bitiriyor; “hasret bitsin de zenginim gelsin, kurtarsın beni!” diyerek boynunu büküyor,   o, öyle bir aşık ki boğazından onsuz tek bir lokma, bir yudum su dahi geçmiyor.. zengin işte böyle sevi...

hamal

‘şu kalbim artık çok ağır geliyor..’ demişti bana en son;   öyle ki tüm bir gün boyunca koca bir evi çok uzaklara taşımış, ve o akşam evine dönerken bir ekmeği taşıyamayacak kadar tükenmiş olsa bile, üstüne bir kilo domates, bir koli yumurta, cebinden hiç eksik etmediği defteri, kalemi ve tüm yorgunluklarını da sırtına atıp bir kat, iki kat daha çıkmış ve kapının anahtarını nihayet çevirebilmişti„  tüm yükünü son anda boşaltıp kanepeye yığılmıştı  hiç acelesi yoktu ama, o gece yine de acile kaldırmışlardı..  yetişememiştim, bir ev taşıyordum, sırtımda bir başkasının hayatı vardı„ sonraları komşularıyla karşılaşmıştım, üzgün suratlar, ve bildik sözler, yine de olsun; biliyordum işte, bu adamı sevmiyorlardı, dediklerine göre iyi olmuştu ölmesi, zavallı çok çekiyormuş zaten,  palavracılar sizi!  bir ben biliyordum neden böyle çemkirdiğinizi, çünkü gürültücüydü hamal, öyle gürültülü atan bir kalbi vardı ki artık bu seslere daha fazla tahammül edemiyor...

renkler

Resim
öyleyse kıpırda! zaman ne büyüktür ne küçük, ne hızlıdır ve ne de yavaş, ne türlü olursa olsun, o sadece işler.. hiçbir kapının zili olmamalı.. eskiden olduğu gibi, ona geldiğini haber vermek için sadece, kapıya vurmalı.. bebek nöron içelim güzelleşelim o her zaman daha fazlasını ister, ve bekler ne görüyorsun; maymun, silah, meme ? gizli notlar, gizli özneler, gizli hayatlar; her zaman.. katil şöyle dedi; "ona arkadan yaklaşıp sarıldım ve boynunu sıktım" söz falan yok, eylem var, hissetmek var bir gece usulca geldi ve beni uykumda sert bir şekilde sarstı..

hasta

en sonunda aydınlandı gün gibi, çiğ düşmüş çiçeklere uyandı, oysa daha dün yatmadan önce kaybettiği gözlerini arıyor, ve bu sabah takma dişlerini, işitme cihazını ve gözlüğünü bir türlü bulamıyordu, hiç durmayan bir saati ve bitmeyen bir zamanı vardı duvarda, oysa bir kez olsun onları hiç kurmamıştı kafasında, olsun, yine de sağır olsa bile kulağında çınlıyordu zaman, bu da yeter„  iyi görmüyorsa , ve dişleri yoksa da olsun, dili vardı işte ağzının içinde gezdirdi dilini, dudaklarının üstünde, altında„ açık pencereden dışarı uzanıp bir  tomurcuğu yaladı„ tomurcuk çiçek açtı.. y.a

hasta

“sevgilimin hiç anlamadığı bir dil bu!” dedi, üzerinde son bir umut sigarasını ararken„ “köşelere kaçıyorum çoğu zaman, o da peşimden baskın yapma gayretiyle sürekli bir takipte„ beni bulduğunda heyecanlı ve biraz öfkeli, fakat artık eskisi gibi sorularına öyle hazır ve hızlı cevaplar da veremiyor tutuk kalıyorum„, görüyorum işte, yüzünde büyük bir acı var„ bu daha çok çabalarının meyvesini alamayan bir öğretmenin yüzüne..” birden oracıkta aslında çoktan bitmiş olan sözü bitiyordu; çünkü sigarasını bulmuştu, astarın içinde son paketten düşüp oraya sıkışmış bir çöp„ şimdi ateş arıyor, ama ben içmiyorum, etrafımızda içen birileri de yok, canı sıkılıyor hem de çok„ elleri titriyor„ size nasıl anlatsam yüzünde büyük bir acı var ve bu daha çok; çabalarının meyvesini alamayan bir çiftçinin yüzü.. ikimizin ortak yanı işte buydu; mesele kaçıp köşelere saklanmak değildi, nasıl olsa hiçkimse yalnız kalmak isteğinin aslında başka türden bir kalabalığa karışma tutkusu olduğunu hiçbir ...

moda

Resim
örneğin bir ipek böceği bile insandan çok daha yaşlı olan bir soydan gelir ve nesiller boyu hep aynı elbiseyi giyer„ bizim moda dediğimiz şeyse aslen hiçbir zaman dikiş tutturamadığımız türden bir kumaştır„  ne yazık! en yaratıcı kabul edilen giysiler bile kısa bir zaman sonra gözümüzün önünden yitip gitmeye mahkum„ işte sırf bu yüzden  moda aleminin en büyüklerini, böcekleri saygıyla selamlıyorum.. y.a

deli

Resim
karikatür: yigit özgür * geçmişte cadı diye yakılan ve günümüz halkları dilinde adı deli olarak geçenler adına buradayım sevgili psikolog/sayın psikiyatrist; kafatasının içinde olup bitene çok meraklı olup işe henüz yeni girişen, ya da artık bu alanda çok iyi olduğunu düşünen sana ve büyük bir saygı ve hayranlık duyduğun tüm fikir babalarına söylemek istediğim şey kısaca; akıl hastalığı diye birşey yoktur„ sizin paranoya dediğiniz, ya da uyduruk tıp diliyle söylemekten zevk aldığınız , ve toplumda garip, yabancı, eksik ve kusurlu olduğunu ifade ettiğiniz insanların ve onların her türden zihinsel hareketlerinin, vücut dillerinin hiçbiri hastalık değildir„ kısacası deli diye biri, -yoktur! burada asıl anormal olan bu durum;  sadece sizin yüksek egonuz, ve buna rağmen -ironiktir ama-; güce ve güçlüye olan tapınmalarınızdır.. başınızı kaldırıp artık not tutmayı bırakın, gözlükleri çıkarıp uyuşturucu dolu reçeteleri çöpe atın„ gerçekten sam...