Kayıtlar

Nisan, 2011 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

vahşi I

günlerden ateşli bir gündü .. yeryüzü pek hararetli, ve hareketli.. artık çoktandır alışık olduğum bir durum bu, ve bu yüzden sürekli yer değiştiriyorduk, bazen gün içinde iki kez taşındığımız oluyordu, taşınmaksa bizim için çok kolay ve hızlıydı, eşya olarak yanımıza aldığımız çok az şey var; deriler, etler, kemikler.. şimdiki yerimizi toprağı kazıyarak yaptık, taşları taşlarla kazıdık, oyuk açtık, aslında pek birşey yapmadım ben, küçüklerin işi küçüktü, bu yüzden boyuma göre olan taşları topluyor ve onları sırtımda taşıyarak dışarı atıyordum.. sonunda bir evimiz daha olmuştu, ama vahşiler de yorulmuştu, hemen bir ateş yakıp etleri ateşe attılar ve zaman kaybetmeden, ve daha yeterince pişmeden homurtular arasında yemeye başladılar, sonra da herbiri bir köşeye uzandı, yatıp uyudu.. hava henüz kararmamıştı, yer, yer yer sarsılmaya devam ediyordu, kendimizi dışarı attık, en güzel zamanlardı bu anlar, koşuyorduk, birbirimizin üstüne çıkıyor, tepiniyorduk, güzel bir oyundu, b...

sağır

kulağım iyi duymuyor diye benimle konuşmaktan, ve aynı şeyi tekrarlamaktan sıkılan insanlara el kol hareketi yapıyorum; ama bunu yanlış anlıyorlar.. y.a

vahşi

siz hiç, bir vahşiyle karşı karşıya kalmadınız, belki bir zaman, yırtıcı bir aslanla aranız çok yakın olabildi, öyle ya bu kafes zaten sizin güvenliğiniz için, onun güvenliği için belki de.. ama kafes olmadan, ve ayağınızda ayakkabılarınız da yokken otlaklarda deli dolu koşmadınız hiç, o anlarda gülüyorsunuz, kocaman bir sırıtış yayılmış yüzünüze, güneş yakıyor sizi, belki de yağmur yalayıp geçiyor, çıplak ayaklarınıza dikenler batıyor, canınız yanıyor, bir taraftan yüzünüzü buruşturuyorsunuz acıdan, ama diğer yandan gülümsemeye devam ediyorsunuz, hani böylesine deli işi derler ya, o türden birşey işte.. sonra birden karşınıza vahşi bir kurt, bir kaplan, ya da aç bir sırtlan dikiliveriyor, gözleri ateşle dolu, hırıltılar delip geçiyor kulaklarınızı, kalbiniz kafesine sığmaz olmuş, nefesiniz tutulmuş, titriyorsunuz, ama öyle bir titreyiş ki siz bile bunun farkında değilsiniz, ruh dediğiniz şey çıkıp gitmiş burun deliklerinizden, kaskatı bir vücut, ama yine de tetiktesini...

notlar

Resim
bir rusla konuşuyordum, ona dedim ki ; en çok sevdiğim yazar ve insanlardandır; dostoyevski.. şaşırdı, tuhaf bir onurla doluydu, öyle bakıyordu, en azından öyle göründüğünü sanıyordum, sessizliği, şaşkınlığının bir göstergesiydi, sonunda, yani en sonunda konuşabildi, ve bana şöyle dedi; nesini seviyorsunuz ? nesi mi.. evet nesi ? bilmem.. yakışıklı biri, oldukça çekici ve donuk bakışları var, ayrıca onu ruhsuz buluyorum.. sanırım bir rusu, kadın değil de, özellikle erkek ve de eskilerden bir tip olduğu için seven ilk kişiydim onun için, üstelik burada, bu topraklarda.. güldü, zoraki bir gülüştü, gülerken ağzını kapattı, ama eli buna yeterli gelmedi; siz bir insanı ruhsuz olduğu için mi seversiniz ? tam üstüne bastın güzelim.. bu, benim o rusla ilk ve son konuşmam olmuştu.. bu, onun benimle ilk ve son görüşmesiydi.. y.a

davet

konuştukça konuştum, ona herşeyimi anlattım, o ise gülümsedi, gülümsedi, ve sadece gülümsedi.. sonra sohbetin sonunda beni başka bir sohbete davet etti.. her hafta gidiyorlarmış, hayırlı ve mübarek bir adammış, benim daraldığımı hissetmiş, beni seviyor, ve önemsiyormuş, işte sırf bu yüzden ; “din’le! açılacaksın..” dedi ben de onu severim, şahsen iyi ve güzeldir, dediği gibi yaptım ve onunla gittim zat, konuştukça konuştu, bana herşeyini anlattı, gülümsedim, gülümsedim, sadece gülümsedim.. y.a

hasta

tüm yalnızların ortak özelliğidir yürekten söylüyorum bunu yalnızlar sadece yalnızları özler.. * hastanın halinden hasta anlar derler, hiç de değil ! boşuna mı o tek bir ilacı kapmak için didişiyorlar sonra da tüm kutuyu yerlere döküp etrafa hastalık saçıyorlar.. * büyücü söyle bana, çarpışmaktan daha güzel ne var ? çaresizlik değil bunun adı; eğer yüzümü kızıla boyayıp ellerimi çakmak taşı gibi çırpıyorsam, ve ağzımdan ateşler de çıkıyorsa o an, kötü ruhları kovmak istediğimden değil; onları yine çağırmak için.. işte hazırım boynuzlarım da hazır, hem de en sivrisinden, ve toynaklarımla sadece yeri dövdüğümü sanmasınlar diye, tüm bu tepinişlerim.. y.a