özgürlük

terbiye edilmiş bir at kamçı ve mahmuza sabırla dayandığı halde, uysallaşmamış vahşi bir at, gem daha kendisine yaklaşırken bile nasıl da yelelerini kabartır, toynaklarıyla toprağı döver ve büyük bir coşkuyla hırçınlaşır, tepinirse; barbarlık halindeki vahşi insan da uygar insanın hiç mırıldanmadan taşıdığı boyunduruğa başını eğmez, alışmaz ve en fırtınalı özgürlüğü sakin bir kulluğa tercih eder.. şu halde insanın kulluk ve köleliğin leh ve aleyhindeki doğal davranışları hakkında kullaşmış insanların alçalmasına bakarak değil, bütün özgür insanların kendilerini baskıya karşı güvence altına almak için yarattıkları harikalara bakarak yargılara varmak gereklidir.. kullaşmış insanların, zincirleri içinde yararlandıkları barış ve huzuru çok övdüklerini, bir de "en zavallı kulluğa barış adını verdiler.." mısrasını biliyorum; fakat ötekilerin, onu kaybetmiş olanların o kadar küçümsedikleri bu biricik gerçek erdemin (özgürlüğün) korunması uğrunda, zevkleri, rahatı ve huzuru, zenginliği, gücü, hatta hayatın kendisini feda ettiklerini görünce; özgür doğmuş ve tutsaklıktan nefret eden hayvanların, kafalarını zindanların demir parmaklarına vurarak kırdıklarını görünce; çırılçıplak vahşi yığınlarının avrupa zevklerini küçümsediklerini, sadece özgürlüklerini korumak uğrunda açlığa, ateşe, demire ve ölüme göğüs gerdiklerini görünce, özgürlük üzerine düşünce yaratmanın KÖLELERE düşmediğini hissediyorum..

j.j. rousseau

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

hasta

hasta

hasta