Kayıtlar

Mart, 2011 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

renkler

Resim
aletler ve sözler aletler ve işler beden ve dil nereye bakıyorsun ? ne görüyorsun ? yolculuk zamanı şimdi, iz sürme zamanı.. ve bir dal çıtırdıyor; onu iyi dinle.. teşhir sapıklık değil, güdüseldir en ölümcül silahtır; cesaret.. ve o, en ölümcül sevgi.. kadın doğası kadın kimyası

köpek

Resim

notlar

kendi içinde tutarsız görünen bir yazı, yazı değildir.. onu dikkate almazlar, hatta okumazlar.. ben yazıyı, yazı olduğu için sevmiyorsam, bir nedenim de işte bu; okunmayanı yazar, yazılmayanı okurum.. bakın her anarşi bir sistemden doğar.. size isyan edin demiyorum, çıkıp meydanlarda toplanın, yakın onları, yakıp yıkın! demiyorum ki sadece hiçkimsem yok benim kimsesizim öyle dindar falan değilim ateist değilim hümanist değilim felsefeden anlamam yeraltını sevmem ve edebiyatından haz almam anarşi ve sistemleri çekici bulmuyorum bana değer verene değer vermem çünkü değer diye birşey yok rüya da yoktur, ama var işte.. beni döveni döverim hem de çok fena döverim yani katilim bir yerde belki bir hırsız ve yağmacı.. ama tüm bunları yapmak için, ne bir deprem beklerim ne de ayaklanma sadece açlığı önemsiyorum, anlıyor musunuz ? mideyi değil, açlığı.. y.a

savaş

Resim
william-adolphe bouguereau, dante and virgil in hell,1850                     bu savaş hiçbir zaman sona ermemişti.. daha doğrusu, gözüme savaş gibi görünen şu şey, hiç öyle göründüğü gibi kanlı birşey değildi.. neden öyle olsun ki, biz insanlar, öylesine birbirimizi öldürüyorduk işte.. elimizde balta olsun ya da olmasın, elimizden gelen en iyi şeyi her zaman yapmaya yemin etmiştik tanrıya; o tanrı ki elinde gürbüzüyle tahtına kurulmuş, gururla izliyordu beni.. hasmım yere yıkılmıştı yüzünü kanlı elleriyle kapamıştı ama ne fayda, parçalayacaktım onu topuzu yükseklere kaldırdım ve olanca gücümle yere doğru indirdim kafasını bir tohum gibi toprağa ektim adamım, bunu anlıyor musun ? şimdi yeşermesi için yağmur gerekliydi ve tanrı tam da burada devreye giriyordu.. y.a

notlar

toplum; işçilerin, fakirlerin, ne versen onu yapacak, ve önüne ne koysan onu yiyecek olanların biraraya gelerek oluşturdukları daireye verilen genel ad; içi boştur derebeyi; toprak ve nüfuz sahibi, güç sahibi, toplum sahibi, eski ve yeni dilde her şekilde; sahip köle; sahibi olan merhamet; doğanın saf yaratısı, yeryüzündeki çeşitliliğin kaynağı merhametsiz olmak; merhametsiz olmak değildir.. çünkü merhamet bir doğa duygusudur; sırf bu nedenle bile merhamet hiçbir zaman yok edilemez.. bir sırtlanın, yılanın, ya da belki amansız bir virüsün insana karşı merhametsiz olduğunu söylemek, kolaya kaçmak olur.. insanda bu duygu, çevresel ve kültürel etkileşimlerle, kişinin içinde bulunduğu-yaşadığı toplumsal dairelere göre şekillenir, ve böylece merhamet "aslı gibi" olmaktan uzaklaşır.. şu an toplumlarda gözlemlenen merhametin kendisi de merhamet değil; o, doğallığından uzun zaman önce çıktı.. bu yüzden olsa gerek, sizin toplumunuz ve insan; kendisine yabancı ve itici g...

özgürlük

terbiye edilmiş bir at kamçı ve mahmuza sabırla dayandığı halde, uysallaşmamış vahşi bir at, gem daha kendisine yaklaşırken bile nasıl da yelelerini kabartır, toynaklarıyla toprağı döver ve büyük bir coşkuyla hırçınlaşır, tepinirse; barbarlık halindeki vahşi insan da uygar insanın hiç mırıldanmadan taşıdığı boyunduruğa başını eğmez, alışmaz ve en fırtınalı özgürlüğü sakin bir kulluğa tercih eder.. şu halde insanın kulluk ve köleliğin leh ve aleyhindeki doğal davranışları hakkında kullaşmış insanların alçalmasına bakarak değil, bütün özgür insanların kendilerini baskıya karşı güvence altına almak için yarattıkları harikalara bakarak yargılara varmak gereklidir.. kullaşmış insanların, zincirleri içinde yararlandıkları barış ve huzuru çok övdüklerini, bir de "en zavallı kulluğa barış adını verdiler.." mısrasını biliyorum; fakat ötekilerin, onu kaybetmiş olanların o kadar küçümsedikleri bu biricik gerçek erdemin (özgürlüğün) korunması uğrunda, zevkleri, rahatı ve h...

şiir

bir yanardağ ağzı şiir uçurumdan dökülen nehir ormanda yangın çölde hortum yatakta yılan denizde vurgun.. onu kafiyeli, aşk ve tutku dolu, hesaplı ve birilerine adanmış düşünemiyorum şiir, öngörülemez bir son doğanın lisanı onu hem okur hem yaşarım doğa bir defasında bana bir mısrasında şöyle demişti; bugün çok ateşliyim! y.a

oyun

kelimeleri bir torbaya atıp iyice karıştırdım, ve rastgele şunları çektim; endüstri hiledir gerçek adalet inandıklarını yargılamakla başlar madem yarın birgün er geç mutlu olacağına inanıyorsun, öyleyse surat asmayı bırak gülümsemeye şimdiden başla.. bugün benim şanslı günüm; tam yüz milyon kaybettim günün son kelimesi; torba.. y.a

dil

bana öyle geliyor ki konuşulan bütün dillerin kökenine dişiler yuva yapmış.. orada sesler yavru ve anne arasındaki bağı, ve böylece kullanılan ilk insan dilini oluşturmuş.. bu tıpkı, avcı erkeğin hasmı olan hayvanın sesini taklit ederek (ondan çalarak) yavaş yavaş avına yaklaşması gibi.. burada yapı ve anlayış olarak birbirinden çok farklı iki dilden söz ediyorum; koruyan ve yaşatan anaç dil - çalan ve yağmalayan asalak dil.. insan, belki anne dilini konuşarak büyüyor, gelişiyor,, ama daha sonra babasının lisanıyla savaşarak önüne çıkan herşeyi yok ediyor.. y.a

bayrak

tek bayrak; doğal bayrak o bir bez parçasından çok daha kaliteli dokunmuş, yukarılarda ve taşıyıcısına ihtiyaç duymadan direksiz ve mızraksız dalgalanıyor rüzgârda.. buluttur onun adı, şimşektir sancağı, yağmurdur askerleri.. başımın üstünde ve en tepelerde, şekil şekildir.. o bir dünyayı temsil eder.. asla bir millete ait değildir, ama milletler, ve bütün herşey ona aittir.. o alçalıp yerlere düşebilir, yanıp parçalanabilir, yine de her defasında gökleri, ve göklerdeki yerini mutlaka geri alacaktır.. işte bu yüzden buluttur bayrağım, doğadır kanunlarım, benim milletimdir bu dünya, bu insan ve maymun, taş ve deniz, toprak ve orman.. y.a

renkler

Resim
 

en kärlekshistoria

Resim

hasta

çoğu insan, burnunu karıştırırken, burnunu karıştırdığının farkında değildir.. ve pek çoğumuz, kıçını kaşırken bunu çaktırmadan yapabilme yeteneğine de sahiptir.. yine hatırı sayılır bir kalabalık, kalabalığın içinde kendini farkettirmeden yaşamayı iyi bilir.. azınlık denilen şeyler; sayıları birkaç yüz, binle ifade edilen türler ve topluluklardan ibaret değildir; onlar sadece kendi türlerinin yaşayan nadir miraslarıdır, gerçek azınlık; liderlerdir.. büyük sermaye sahipleri, güçlü tanrılardır,, kişiyi, sadece bir tek kişi olarak görmek; sahip olduğumuz bir çift göze yapılacak en büyük hakaret işte budur.. yeri gelmişken hemen söyleyeyim; 2+2=22 dir.. bundan 2yi çıkarırsan geriye yine 2 kalır.. üç senedir matematik yüzünden bitiremiyordum şu okulu, en sonunda, son sınavda, tahtaya cevapları yazdılar.. ben de yazdıklarını yazdım, onların dediği gibi olmuştu, kazanmıştım artık.. karne sevinci diye birşey var.. çocuk koşarak eve geliyor, elinde karnesi ve teşekkürüyle.. yapabildiğini göste...

terbiye

“eğitim,” dedi “aslında eğitim de denmez buna; bu daha çok, onun nasıl olmasını istediğinle ilgili bir çalışma, bir terbiye sistemi,” ve ekledi; “mesela bakın, maymunları eğitiyoruz biz, onların neler yapabildiklerini görmelisiniz, yani izlediğinizde, bunu biz bile yapamayız dersiniz,” o sırada masaya servis yapan tatlı maymun geri döndü ve boşalan bardakları tek hamlede topladı ; “başka bir isteğiniz var mı efendim?” uzun, akıcı ve hoş bir dili vardı, tüylerini güzelce taramış, dudaklarına hafif bir pembelik yayılmıştı; çok hoşuma gitmişti ortam, sohbet çok güzel gidiyordu; “öyleyse ne duruyoruz, bir bira daha!” dedim poposuna şaplak atarak, terbiyeci ise eliyle şişkin göbeğini göstererek gülümsedi, nazikçe başını iki yana salladı ve masanın üstüne soyulmuş irice bir muz bıraktı; muz, oldukça taze ve lezzetli görünüyordu.. y.a

pass this on

Resim

notlar

seni gidi üst insan! üstünkörü insan.. ayaklarının bittiği yerde başlayan, ve tepedekilerin altında bir yerlerde sıkışıp kalmış bu halinle pek zavallısın, acınacak haldesin.. ben sana hayvanları sev, doğaya saygı duy, tüm canlıları koru, onları gözet diyemem, demem de.. seni sen yapan şeyin bir değerler bütünü olduğuna inanıyorsun.. böylesine körü körüne bir inanç, ve bu bağımlılık benim doğamın yarasalarında bile yok.. bilmiyorsun değil mi aslında hiçbir şey bilmediğini? işte sana koca bir gerçek; bildiğini sandıkların dahi kurgu ve hayallerin ötesine geçemiyor.. unut saygı ve sevgiyi unut gözlerindeki yaşı, unut o tüm inandığın bilgeliği, sadakati, ve baş eğmeleri bilmeyi unut.. kendini unut  ki yeniden bulasın kaybettiğini.. ** y.a

seçim

gönül rahatlığıyla söyleyebilirim ki eş seçimlerimiz; aşktan, sevgiden, mantık ve geleneklerden farklı ve onlardan çok ayrı çalışan bir mekanizma tarafından yönetilir, ve o mekanizmayı yöneten de aslen; bir insan değildir.. ** y.a