Kayıtlar

Şubat, 2011 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

notlar

fakat sadece bu ayrıntılar bile, bütün hükümetlerin uygarlık öncesi doğa hali haklarına göre üstün, elverişsiz yönlerinin tartılacağı eşitsizliğin bugüne kadar belirdiği, bu hükümetlerin doğasına ve zamanın zorunlu olarak getireceği şekillerin örtüsünü kaldıracak büyük ve önemli bir eserin konusu olabilirdi.. içerdeki çokluğun kendisini dışardan tehdit eden tehlikeye karşı kendi kendisinin aldığı önlemler altında ezildiği görülürdü; ezilenler bu baskının sınırının ne olacağını, bu baskıyı durdurmak için kendilerine hangi haklı araçların kalacağını bilmez, fakat baskının devamlı olarak arttığı görülürdü; yurttaşların haklarının ve ulusal özgürlüklerinin azar azar kaybolduğu, zayıfların şikayetlerinin kışkırtıcı mırıldanmalar sayıldığı görülürdü; politikanın ortak davayı savunma şerefini halkın ücretli bir kesimiyle kısıtladığı görülürdü, buradan, vergi alınmasının zorunluluğu, cesareti kırılan küçük çiftçinin de tarlasını terk ederek barış zamanında bile sabanı bırakıp kıl...

notlar

fırtına ve yağmur kardeştir bulut ve toprak kardeştir hava ve ateş kardeştir deniz ve çöl kardeştir güneş ve ay kardeştir dost ve düşmandır iki kardeş sevgilidir bu dünya üzerinde her ne varsa.. ve sen, benim şeytanım, sevgili kardeşim; milyonlarca yıl önce öldün, ve belki, sıkışıp kaldın bir buzulda.. ama korkma, hiç unutmaz seni, donmak nedir iyi bilen vücudumun bu ateşli elleri.. ** y.a

korku

çok sade birşey var bu işin içinde; açık, anlaşılır, gürültüsüz bir tanımı var.. şimşeği ilk gören kişi, ona şimşek demedi ateş parçası, şeytanın kırbacı, aşk ya da azrail demedi.. sadece korktu.. gözleri bir şimşek gibi kasılıp kaldı.. korkusundan muhtemel, altına işedi, dili tutuldu.. nereye gideceğini bilemeden kaçtı, sadece kaçtı.. karşısına çıkan ilk ağaca sarıldı, ve onu sevdi.. hoş, bu bir kaya olabilirdi, belki de bir insan.. böylece korkusu filizlenip ona sevgili oldu.. sulandıkça sulandı, ağaç yeşerdi ve sarardı.. sonra bir gün kuruyup gitti.. korkmuyordu artık artık sevmiyordu.. ** y.a

para

ne türden bir döngünün içinde olduğuma kafam basmıyor; anlamıyorum, anlamakta zorlanıyor, ve anladığımı sandığım an da ise yanlış anlıyorum.. sorun şu ki; insan borç istiyor.. ve bu borç, onun ihtiyaçlarını karşılamak için istediği birşey; para gibi.. oysa ben suyu paylaşabilirim seninle.. yemeği paylaşabilirim.. taşıdıklarını omuzlayabilir, yetişmen gereken yere kadar sana eşlik edebilirim.. eğer bir gelişmişlikten ve zenginlikten bahsetmek gerekiyorsa bunlar bir canlı türünde aranan üstün değerlerdir.. ve bu canlıları güçlü kılan şey de aslında budur.. para da ne oluyor ? şu an, mevcut dünya sistemleri içinde en kötü, en zehirli, ve en ölümcül bir sistemin pençesinde can çekişiyoruz.. bizi bu bağımlılıktan, adı para olan bu kağıt ve maden yığınından kurtaracak birşey gerek; ateş gibi.. ** y.a

uzaylı bakteri

evet, bu bir devrim! çünkü hayvan ve bitkilerin dış görünümleri ve gelişmeleri yalnızca tek bir bakterinin, ya da bizim yaşam ağacı olarak düşündüğümüz ortak gövdeyi, veya az sayıdaki gövdeleri temsil eden birkaç bakterinin yavaş evriminin meyvesi değildir.. bunlar yalnızca, doğa tarafından seçilmiş, bir bakterinin bir hayvan veya bitki hücresine dönüşmesine yol açan küçük genetik mutasyonlar da değildir.. bitki ve hayvan örtüleri, yavaş bireysel değişikliklerden değil, birleşmelerden, ardışık eklenmelerden türemiştir.. paralel, uyumlu evrimsel patikalardan; birlikte evrimleşmelerden.. dostça ya da düşmanca, bu birleşmeler avantajlı bileşimler yaratmıştır.. bir a bakterisi, bir b bakterisi ile birleşerek yeni bir c bireyini üretir.. o da, üçüncü bir d bakterisini yutar ve onu evcilleştirir.. yeni bir e bireyi olur; a+b=c ve c+d=e bu birleşmeler, ortakların yeteneklerini ve potansiyellerini birbirine eklemiştir, onlar; ortaya çıkan hücrelerin gücünü de üretmişlerdir.. bunlar devrim nite...

renkler

Resim
masumiyet bir kılıftır.. biz, kendimizin maskeleriyiz.. hangisi daha canavar, hangisi daha şirin..? beni takip et, ama sakın peşimden gelme.. lütfen sessiz olun, rahatsız olduğunuzu belli etmeyin.. hayatın başlangıç noktasında birbirimizi yemek yatar.. açlık, hayattır.. diş ısırır, dudak kanar, dil yalar.. oyun sadece oyun.. itiraf, söyleyemediklerimiz değil, söyletilmeyenlerdir.. **

savaşçı

dövüşte centilmenlik olmaz.. yine de centilmen olmak istiyorsan, rakibini devirdikten sonra ol.. onu ringin dışına kucağında taşı! hakemin saymasına müsaade etmeyip rakibine ağız burun dalan dövüşçüye saygı duyarım.. izleyenlerin karşısında kekemedir biraz, üstelik şaşıdır, yumruğunu havaya savuruyor, netice olarak yenilmiştir, ağzı köpük köpük kan, ama sürükleyip götürürlerken bile zafer naraları atar.. çünkü o korkusunu,  hayalindeki savaşçıyı yenmiştir.. çıplak olmalı dövüşçü, ya da en azından bir zırhı olmalı göğsünü örten.. gerisi sadece kan ve yaradan ibaret, soğuk ve keskin çelikten.. söyle bana bir kurt ne zaman kuzu olur ? başı okşandığında.. peki kuzunun nesi güzeldir ? eti.. kural 1: birilerinin seni okşamasına izin verme.. ** y.a

notlar

ne saçma, ah ne saçma! kabristan diye bir ülke var bu dünyada.. * - sen benim kim olduğumu biliyor musun ? - hayır, bilmiyorsun.. * birin yanında her zaman, iki dur.. * ikinin yanından ayrılma * ve ben üç dediğimde kendini bırak ama elimi bırakma.. * yeryüzü çekiyor diyorlar, yerçekimi kanunuymuş adı.. ama ben diyorum ki, çekene değil itene bak.. * 16:25 hepimiz çok iyi biliriz ki her gün içinde güneşin bir saati vardır, ve o saat gelip çattığında kimileri güneşe lanet eder, kimileriyse sevdalanır.. * sadece şunu düşünmüştüm gerçeğin bir an için kafama dank etmesini.. ne kadar basitti tıpkı anlık hevesler gibi yanıp bitiyordu çıra ama şöminede değil bir orman yangınında.. * aslında her ateş, biraz yağmur ister.. ve yağmuru her kim seviyorsa, ağlamayı da seviyordur.. * kasıklarım yanıyor.. ama şehvetten değil, büyümekten.. * milyarlarca yıl yaşında olduğunu söylediğimiz gezegende kendini zeki gören türler olarak kullandığımız takvime bakın; sene 2011, (ikibinonbir tane bir yıl) ve 21.yü...