zekâ
*
zekâyı salt bir beyin faaliyeti olarak değerlendirenlere şaşıyorum..
bir zekâya sahip olabilmek için, bir adet beyine ihtiyaç olduğunu söyleyenleri ki bunlar biliminsanı dahi olsa anlamıyorum.. beyin ne kadar küçükse bir canlının zekâsı da o oranda küçük müdür..?
aklım bir türlü almıyor..
ya beyni olmayan canlılar, mesela denizanaları.. onlar zekâdan yoksunlar mı..?
tüm faaliyetleri güdüsel hareketlerden mi ibaret sadece..
bir tırtıl kozasını örerken, destek olarak bir yaprağı kullanıyor.. bu yaprağın dalını dişleriyle kesiyor, ve yaprak kısa bir süre sonra kurumaya, kurudukça da büzülmeye başlıyor, ve bir rulo haline dönüşüyor, böylece katlanmış kuru yaprak içinde gözlerden gizli bir şekilde kozasını örüyor.. tabii bu işlemlerden hemen önce yaprağın dalını dişleriyle kestikten sonra düşmemesi için tedbir olarak kendisini yaprakla birlikte dala tutturmuş oluyor.. tırtıl şimdi saklandı ve kelebek olmayı bekliyor..
ama zamanla, kuru yaprak diğer yeşil yapraklar içinde kuşların dikkatini çabucak çekiyor.. zeki bir kuş ölü yaprağı gagasıyla yokluyor, görüyor ki arkasında bir koza var.. ve tırtıl henüz kelebek bile olamadan uykusunda kuşa yem oluyor.. böylece kuşlar gördükleri her kuru yaprağa saldırıyor, karınlarını tırtıllarla doyuruyordu..
şimdi tırtıllar yeni yöntemler aramak zorunda..
beyinsiz bir tırtıl olsaydınız ne yapardınız ?
ya da şu an sahip olduğunuz zekâyla kuşlardan nasıl korunurdunuz.. ?
içlerinden birisi aynı yöntemi yine deniyor, fakat sadece bir yaprakla değil, yan yana sıralı en az beş altı yaprağın daha dallarını kesiyor, onların kurumasına neden oluyor.. ve bir tanesinin iç kısmına kozasını örüyor..
bir kuş, türünün kendisine öğrettiği gibi kuru yaprağa saldırıyor, ama bakıyor ki arkası boş.. birkaç kuru yaprağı daha gagalıyor.. onlar da boş.. böylece ataları gibi tırtıl bulmak için kuru yapraklarla uğraşmanın saçmalık ve boşa vakit kaybı olduğunu düşünerek yeniden taze yapraklara dadanıyor..
bu bir olasılık.. tırtılın yaşama olasılığı.. kurgulanmış, binlerce yıllık deneylerle tecrübe edilmiş bir hayatta kalma tekniği..
üstelik.. henüz daha ortalarda insan diye bir tür, beyin diye bir organ yokken var olan bir böceğin matematiği..
zekânın nerede ne şekilde depolandığı ve nasıl kullanıldığını bilim henüz çözebilmiş değil, yakın gibi görünen her sonucun arefesinde önümüze başka kapılar açılıyor.. kapı içinde kapılarla karşı karşıya kalıyoruz..
işin güzel tarafı da aslında bu.. kapıları kurcalamak heyecanlı ve zevklidir..
açılan her kapıda, insan giderek kendini daha aciz hissediyor, daha zayıf, ve ilkel.. aslında bu, ne olduğuna dair ömrü boyunca inandığı o kutsal gizlerin de aklından birer birer silinmesine neden oluyor..
peki sonuç ne..? bir hayal kırıklığı mı..
yoksa hayalin gerçek olması mı..
sahip olduğumuz bu gelişmiş, üstün beynimizle kuşları kandırıp bir kelebek oluncaya kadar bunu öğrenmemiz şimdilik zor görünüyor..

**
y.a
zekâyı salt bir beyin faaliyeti olarak değerlendirenlere şaşıyorum..
bir zekâya sahip olabilmek için, bir adet beyine ihtiyaç olduğunu söyleyenleri ki bunlar biliminsanı dahi olsa anlamıyorum.. beyin ne kadar küçükse bir canlının zekâsı da o oranda küçük müdür..?
aklım bir türlü almıyor..
ya beyni olmayan canlılar, mesela denizanaları.. onlar zekâdan yoksunlar mı..?
tüm faaliyetleri güdüsel hareketlerden mi ibaret sadece..
bir tırtıl kozasını örerken, destek olarak bir yaprağı kullanıyor.. bu yaprağın dalını dişleriyle kesiyor, ve yaprak kısa bir süre sonra kurumaya, kurudukça da büzülmeye başlıyor, ve bir rulo haline dönüşüyor, böylece katlanmış kuru yaprak içinde gözlerden gizli bir şekilde kozasını örüyor.. tabii bu işlemlerden hemen önce yaprağın dalını dişleriyle kestikten sonra düşmemesi için tedbir olarak kendisini yaprakla birlikte dala tutturmuş oluyor.. tırtıl şimdi saklandı ve kelebek olmayı bekliyor..
ama zamanla, kuru yaprak diğer yeşil yapraklar içinde kuşların dikkatini çabucak çekiyor.. zeki bir kuş ölü yaprağı gagasıyla yokluyor, görüyor ki arkasında bir koza var.. ve tırtıl henüz kelebek bile olamadan uykusunda kuşa yem oluyor.. böylece kuşlar gördükleri her kuru yaprağa saldırıyor, karınlarını tırtıllarla doyuruyordu..
şimdi tırtıllar yeni yöntemler aramak zorunda..
beyinsiz bir tırtıl olsaydınız ne yapardınız ?
ya da şu an sahip olduğunuz zekâyla kuşlardan nasıl korunurdunuz.. ?
içlerinden birisi aynı yöntemi yine deniyor, fakat sadece bir yaprakla değil, yan yana sıralı en az beş altı yaprağın daha dallarını kesiyor, onların kurumasına neden oluyor.. ve bir tanesinin iç kısmına kozasını örüyor..
bir kuş, türünün kendisine öğrettiği gibi kuru yaprağa saldırıyor, ama bakıyor ki arkası boş.. birkaç kuru yaprağı daha gagalıyor.. onlar da boş.. böylece ataları gibi tırtıl bulmak için kuru yapraklarla uğraşmanın saçmalık ve boşa vakit kaybı olduğunu düşünerek yeniden taze yapraklara dadanıyor..
bu bir olasılık.. tırtılın yaşama olasılığı.. kurgulanmış, binlerce yıllık deneylerle tecrübe edilmiş bir hayatta kalma tekniği..
üstelik.. henüz daha ortalarda insan diye bir tür, beyin diye bir organ yokken var olan bir böceğin matematiği..
zekânın nerede ne şekilde depolandığı ve nasıl kullanıldığını bilim henüz çözebilmiş değil, yakın gibi görünen her sonucun arefesinde önümüze başka kapılar açılıyor.. kapı içinde kapılarla karşı karşıya kalıyoruz..
işin güzel tarafı da aslında bu.. kapıları kurcalamak heyecanlı ve zevklidir..
açılan her kapıda, insan giderek kendini daha aciz hissediyor, daha zayıf, ve ilkel.. aslında bu, ne olduğuna dair ömrü boyunca inandığı o kutsal gizlerin de aklından birer birer silinmesine neden oluyor..
peki sonuç ne..? bir hayal kırıklığı mı..
yoksa hayalin gerçek olması mı..
sahip olduğumuz bu gelişmiş, üstün beynimizle kuşları kandırıp bir kelebek oluncaya kadar bunu öğrenmemiz şimdilik zor görünüyor..

**
y.a
Yorumlar
anlayabildiğim için mutluyum.
neymiş efendim doğru cevap bu değilmiş.. yani yarısı boşmuş.. böyle bir firmada çalışabilir miydim.. tabii ki hayır.. bana yüksek maaş önerir (bardağın dolu kısmı), ay sonu gelince de ödeme yapmazlardı (bardağın boş kısmı).. böyledir bu tipler.. ben vazgeçmiştim, ama daha kararımı söylememe fırsat vermeden, işe uygun olmadığımı söylediler..
gitmeden önce, biraz su içebilir miyim dedim.. tabii dediler..
"işte o zaman yarım bardak daha su ilave edip hepsini birden içtim.. "
Henüz tırtıl görünümdeyken bile çirkinliğimize kanmadan, kuşların saldırılarından korkmadan, yaşamak ve üretmek, aslında kelebek olduğumuzu hep hatırlamak gerekiyor.