Kayıtlar

2010 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

hasta

Resim
* - kederliyim.. dedi, dumanı yüzüme üflerken gözlerim yaşarmıştı yinede tuttum kendimi,  öksürmedim.. nasıl olsa hayat külden ibaretti sigarası da zaten bitmek üzereydi.. ** y.a

hasta

bazı durumlarda unutmak; hastalık değildir.. unutamamak hastalıktır.. * siren seslerinin rahatsız edici gürültüsünde garip bir çekicilik vardır; kulaklarını tıkar, ama görüntüyü ararsın.. * kudurmuş bir haldeydi, ağzından, dişlerinden salyalar akıyordu, gözleri çakmaktaşı gibi yanıyordu, havlıyordu, tel örgüyü parçalamaya çalışıyordu, pençelerini gördüm onun, herbiri keskin bir bıçak.. adam kafese yaklaştı, sağ elinin içini tokat gibi gösterip; sus! sus! diye bağırdı, kızışmıştı, gözlerini köpeğin gözlerine dikmişti.. hızlı hızlı soluyordu, göğsünden hırıltılar çıkıyordu.. kısa bir süre sonra ikisi de uysallaştı, hayvan geri çekildi ve duvarın köşesine sindi.. diğeri bana doğru dönüp; gördün mü bak, nasıl da sakinleşti! dedi.. sırıtıyordu, gururluydu.. eh, ne de olsa yaptığı işte uzman olan oydu kafesin varlığı değil ya! ** y.a

ayar

kadını ayartmak istiyorsan şarkı söyle, kur yap, gövde gösterisinde bulun, hasımlarınla yüzleş, köpek dişlerinden korksunlar, ısır onları, hısımlarınla aranı boz, tıpkı, tıpkı bir deniz fili gibi, kendi ağırlığının altından nasıl kalkabildiğini ve onunla birlikte olmak için diğerlerinin arasından sıyrılıp gerekirse sürünerek, ama hızla, nasıl da gelebileceğini göster ona.. yoksa edebiyat ve kahveyle olmaz o iş.. * y.a

nakavt

ucuz ve ayarsız sorularla geçiyor hayat.. adın ne, nerelisin, hangi takımı tutuyorsun, kaç yaşındasın, ne iş yapıyorsun, evli misin, neden boşandın, çocuğun var mı, niye yok? cevapların hiçbir önemi yoktur aslında, burada önemli olan sorulardır.. en son soru kalıbından fırlayan kuraldışı bir yumruk rakibi yere serer; - neden buradasın ? düşersin.. ona kadar sayar hakemler peşinden her bir sayı birer birer düşer.. işte sana bir ve on arasında bir hayat! belki kısalığı işin tadı.. ama yine de seni zorla ayağa kaldırıp mikrofonu boğazına kadar soktuklarında, ve ağzın kanla doluyken dersin ki ha bir olmuşum ha on.. * y.a

ilkel

iki eski dost ; sen ve güneş.. hayatında hiç traş olmadı, yıkanmadı sadece yağmur yağdığında o da yağarsa hani! kaşındığında elinden gelen en iyi şey tepede yalnız başına takılan bir ağaca sürtünmek.. uzun zaman oldu, yoruldun biliyorum ayakların tıpkı o ilk zamanlar gibi ağır ağır sürünüyor,, öyleyse gidip saklan bir kovuğa, durma, bir mağaraya sığın hadi! bak, hava nasıl da hızla kararıyor rahatla biraz, ve hiç korkma! çünkü burada güneş sadece senin koynunda batıyor.. * y.a

koloni

* insan vücudu kolonidir.. bilinç, bunu böyle bilmeni, biliyor olsan da bu kalabalık hali önemsemeni engeller.. seni ruh batağına fırlatıp atmıştır, bu yüzden çırpındıkça batar fikirlerin.. kendini birey olarak görür, ille de "ben" dersin ve senin dışındaki herşeyi sürü bilirsin.. ** y.a

solak

* solakmışım.. bunu yeni öğrendiğimde sanki sol elimi henüz kaybetmişim gibi bir hisse kapıldım.. inkâr yok, biraz hüzün.. oysa çocuktum bir zamanlar, solum, sağımı sollamıştı.. yemeği ilk kaşıkladığım gün, kalemi elime ilk aldığım o an.. uzun zamandır durmadan kasılıyordu solum, karıncalanıyor ve beni rahatsız ediyordu ; anne! hatırlamıyorum ama, çocukluğumdan kalma sol elime dair bir hikayen var mı ? ah, evet oğlum.. çok kızardık sana.. sol elinle yeme, yazma, tutma diye.. zor oldu sana sağ elini kullanmayı öğretmek.. bakın, hayatımızın şekillendiği yerdir orası.. o beşik hayatımızın en sıcak yuvasıdır.. düşünün ki orada, annenizin işaret parmağını avuçladınız.. onu sevdiğinizi söylüyorsunuz konuşamıyorsunuz ama, işte konuşuyorsunuz elinizle hangisi olursa artık, sağ ya da sol, ona dokunuyorsunuz.. ** y.a