Uşak

boşver özgürlüğü.. kendinin kölesi ol..
*
dinleyin efendiler..
bakın şöyle de bir durumum var; ben her yemekten önce başımı ellerimin arasına alır şakaklarıma bastırırım, kafamın sağından ve solundan kalp atışlarımı, kanın beynime nasıl da güçlü bir şekilde pompalandığını hissederim.. farklı atımlarda ikiye bölünmüş bir saniyenin yarısında solum, yarısında sağım zonkluyorken; alnıma birazcık daha bastırırım, ama durmaz kan akışı ki niyetim durdurmak olsaydı onu, elbette bu yanlış yerde daha fazla oyalanmazdım, doğrudan gücün merkezine, kalbe iner ve oraya keskin bir bıçak sokardım.. fakat belki de bunu benim yerime siz yaparsınız.. çünkü benim canım çok tatlı ve ellerim şimdiye kadar beni hiç dinlemedi.. tıpkı ayaklarımın ve gözlerimin söz dinlemediği gibi.. onlar nereye istediyse oraya baktım, hiç gidesim olmayan yerlere koşar adım yürüdüm, kulaklarım duymak istediklerimi bana duyurmadı ki onlar neyi duymak istediyse ben onu duydum.. duvara dayanır ötesindeki yasak sesleri dinlerdim, kendimi, "daha doğrusu onları.." böylece tatmin etmiş olurdum..
ve ellerim.. ah şu ellerim.. istemediğim işlere bulaştılar bir kere.. bilseniz neler yazdırdılar bana.. neleri sildiler bir kalemde, ve ben; başkalarının efendisi olan ben, kendimin kölesi oldum.. şimdi tüm bu olanlara son vermek için ellerim bana müsaade etmiyor.. bıçağı kavramıyor.. işte bu yüzden belki de siz yapmalısınız benim yerime; hadi alın bıçağı, kaburgaları yararak kalbime ulaşın.. bakın, efendim engelliyor beni.. iyisi mi siz yapın.. ah tabii söylemesi kolay! bende karşınızda duracak, altınıza yatacak o cesaret nerde! ve nerde beni dilim dilim kesecek o yürek sizde!
bakın.. işte şimdiden korkak adımlarım geri geri gidiyor.. gözlerim yerde sürünerek onları takip ediyor, kulaklarım tıkanıyor.. kendi sesimi duyamaz oldum.. elimi uzatsam.. ah bir uzatsam, tutsam bir yerlerden, sizin elinizden, belki de hepsine direnirdim ama yok işte.. onlar da gidiyor peşlerinden, duramıyorum, durduramıyorum.. bari siz tutun.. daha fazla küçülmeden gözümde, efendiliğinizi gösterin..
buna bir son verin, lütfen efendiler..
*
karşımda bir çaresizin kendi çığlıklarında boğuluşunu izliyordum.. ağız hareketlerinden bağırdığını anlayabiliyordum zira seslerini duymuyordum.. daha doğrusu sesi çıkmıyordu.. yoksa duyardım tabii! yüzünde acı bir ifade vardı.. daha doğrusu ben öyle sanmışım.. gözlerimi oğuşturup tekrar baktım ve oldukça neşeli kahkalarla güldüğünü gördüm.. demek ki yanılmış gözlerim, mutluydu işte! ben de mutluluğunu paylaşmak, sarılıp kucaklamak istedim onu.. fakat elimi uzatınca geri adım attı.. uzaklaştı benden.. kaçıyordu adeta, bencil ve kibirli bir zavallı! dedim içimden.. demek ki paylaşmak istemiyor sevincini, kederi gibi.. ve böylece yaklaşmaktan da vazgeçtim.. giderek daha da uzaklaştı, küçülerek kayboldu gözümden..
şimdi odada yalnızdım.. masada duran bıçağı alıp ekmeği tahtanın üstüne yatırdım ve ince ince dilimledim.. parmaklarımı yalayıp dökülen kırıntıların üstüne bastırdım.. sonra da yapışan kuru hamur taneciklerini iştahla emdim.. ekmekleri sepete sırayla ve özenle istifledim, mahzene inip otuzaltı yıldır gün ışığı görmemiş üzüm şarabımı karanlık yatağından kaldırdım, üzerinde katman katman olmuş küflü yorganıyla mantarlaşmış şişeyi temizleyip minik bir bebek gibi sol döşüme yatırdım ve hafifçe salladım..
diğer elimle ekmek sepetini tutarak başım dik,
yüzümde mağrur bir ifadeyle,
salonda yemeğini bekleyen efendimin yanına gittim..
**
y.a
Yorumlar