bağlamından kopan bir yazı, başladığı gibi bitmeyecek olan; olsun ben yine de yazayım, şimdi ne desem boş gelebilir, ama söylemek de gerekiyor, dinlesinler okusunlar diye değil, kendime arada bir bunu anlatmalıyım, aynaya bakmak gibi bir ihtiyaç bu, insan kendisini görmek ister, arada bir kendine uğramak, hal hatır sormak, dertleşmek ister, bu da öyle birşey, yazıyorsan bunun için yazmalısın, beni anlasınlar diye yazmak çocukça bir uğraş.. bunu çocuklar yapar, oldukça gürültülüdürler, dertleri o reyondaki oyuncağa bir şekilde sahip olmaktır, kimse bunu yadırgamaz, çünkü o bir çocuk..  koca koca adamlar böyle yazıyorlar işte, üstelik bunların ödül vs alanları bile var, büyük bir pazar ve o da zaten büyük bir yazar.. oraya girmek devasa büyüklükte bir oyuncak mağazasına girmek gibi, bağırsın dursun artık yazarken, belki istediği oyuncağı alabilir.. sonra şunu der; yazmak ciddi bir iştir.. ama lunaparktan yazıyorsun bunları, ne kadar ciddiye alabilirim seni.. yazdıklarını bir sandığa doldurmuşsun, üstüne oturmuşsun, anladım tamam, masanda ödüller, balkonunun altında seni görmek için bekleyen hayranların var, evet anlıyorum seni, gerçekten.. ciddi bir iş bu yaptığın, tabii! ama ben daha çok tuvalette otururken yazdıklarınla ilgileniyorum, internet bağlantısının olmadığı bir yer ve zamanda kimsenin okuyacağına ihtimal verrmediğin bir an da yazdıklarını merak ediyorum.. sahi var mı böyle şeyler ? tıpkı aynadaki buğuya yazar gibi, yazma cesareti gösterdiğin ve sonra silerek aptallık ettiğin türden şeyler, kaldı mı senden geriye birşeyler, okuduklarımızdan başka?

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

hasta

hasta

hasta