Kayıtlar

2016 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

renkler

Resim
sonradan farketmiştim, karda yürürken çıkardığımız sesler, bizim için kedi mırıltısı gibiydi  dünya, işte bu kadar güzeldi gözlerimizde.. ve işte bu kadardı dünyamız.. sıradan değil sıranın dışında olmaktı bizim için yaşamak öyle bir an gelirdi ki, yakıyor muydun yoksa söndürüyor muydun ateşi, hiç anlaşılmazdı.. hola! olur bazen böyle.. acımayacak dediysem, acımayacak..
Resim
yatıp uyumalık..

hasta

açlık çeken bir mahalleye gelen kamyondan halka ekmek dağıtanları, dağıtır gibi yapanları hayal edin.. kalan son gücünüzle uzanıyorsunuz ekmeği alabilmek için, ama ekmeği tam yakalayacakken öteki herif ekmeği geri çekiyor, bitmiş ve tükenmiş haldesiniz, yere çöküyorsunuz, sonra aynı herif ekmeği burnunuza kadar getiriyor, kokluyorsunuz, sahi! benim mi şimdi bu ekmek? tekrar ekmeği tutmak istiyorsunuz ama o da ne! adi herif, ekmeği tekrar geri çekiyor, hatta şöyle yapıyor; birazdan ekmekten bir parça koparıp önünüze atacak ve siz o yoklukta bin şükürle o parçaya doğru yere hamle yapacaksınız,, işte bu manzara günümüzde insan hakları, eşitlik ve demokrasi, ve elbette din gibi toplumları ve insanları aslen birbirine yaklaştıracak, kaynaştırabilecek şeylerin pay edilme manzarasıdır.. o kamyonun teknesinde garip kılıklı merhametsiz ve adaletsiz ve korkunç yaratıklar var, ellerinde ise ekmek; ve onlar hep tok, sense hep aç kalacaksın.. ta ki anlayana kadar, uyanana kadar, belki de ...

hasta

bazen insan, kuş bakışı baktığında sevdiği şeyin, tam da içinde olduğunu anladığı zaman; boğulabiliyor..

hasta

susunca ne oluyor sanki,, hem yazmak değil midir susmak? yine yazma vaktidir, belki de geçmiştir biraz.. ya kuyruğuna tutunacaksın ya da bırakacaksın ipini çocukluğunda bir türlü uçuramadığın o uçurtmanın..

mad world

Resim

hasta

Resim
bu dünyanın müthiş bir azınlığı var; onlar, hep ilk adımı atanlar..

hasta

günümüz gerçeklerinden kopuk, kendi içimizde bir dünyanın uzun ve karanlık bir gecesinde yaşıyoruz,, küçük başarıları dünya ve güneşle kıyaslıyor, büyük yenilgileri ise çakıl taşı büyüklüğünde görüyoruz, bu bizi nereye götürüyor? gecenin sabahına mı? yoksa öyle bir yere tünemişiz ki güneşin hiç doğmadığı yıkıntı bir binanın iç duvarlarında açılan hücre misali bir çatlağa mı? derdimiz güneşin doğuşunu karşılamaksa yanlış yerdeyiz ve yanlış yere doğru gidiyoruz..     

korku

Resim
burada bize gerilimi yaşatan aslında yaratığın kendisi değil, korkuyu temsil eden kadının ifadesidir, normalde bir erkek yüzü kullanıldığında bu kadar etkili bir gerilim sahnesi olmayacağını söyleyebilirim, o zaman neye bakıyoruz? korku, kadın söz konusu olduğunda saf bir hale geliveriyor, korkunun kaynağına gitmek istediğimizde, geriye doğru insanı kadın ve erkek olarak ayırıp, sonra kadınla devam eden yolu takip etmemiz gerekir, onun geçmişteki izleri bizi korkunun merkezine götürecektir, ama bunu tercih etmedik, çünkü biz erkekler, milyonlarca yıl geride korkunun merkezinde bulacağımız şeyin aslında yine bir erkek olduğunu çok iyi biliyoruz..

bilim

dünyanın en cesur insanları ne askerler, ne din adamları, ne de onların peşinden ölümüne giden kitlelerdir.. bu dünyanın en cesur insanları biliminsanlarıdır.. çünkü onların cesareti bitmek bilmeyen meraklarından ve bilme arzularından gelir.. diğer herkesin cesareti ise daha çok yaşama ve hayatta kalma ya da daha güçlü olma arzusundan beslenir.. şimdi cesaretinizi yeniden gözden geçirin, bilme arzusu ve öğrenmenin sizde uyandırdığı hazzı gözden geçirin ve bu anlamda bir biliminsanı olup olmadığınızı kendinize sorun ve evet cesaretinizi sadece bununla ölçün,, 

hasta

sinek sürüsü gibiydiler, biraz daha yaklaşınca çekirge sürüsüne, daha çok yaklaşınca da bir kuş sürüsüne benziyorlardı.. ama ne olurlarsa olsunlar hep sürüydüler işte.. ben üzerlerine doğru gittikçe dağılıyorlar, kendi aralarında bölünüp parçalanıyorlar ve sonra başka bir yerde yeniden birleşiveriyorlardı.. hep bir karanlık, hep bir gölge gibiydiler.. 

Daft Punk - Lose Yourself To Dance

Resim

vivre sa vie

Resim

hasta

sigara içmem, içmeyi sevmem, hiç içmedim, ama içenleri severim, sigara istisnasız her elde güzel duruyor sanki, her içine çekeni aslında sigaranın kendisi içine çekiyormuş gibi bir hisse kapılırım, açık ve kapalı mekanlarda, yolda yürürken, araba kullanırken tüttürülen sigara ne hoş ama bir o kadar da zehirli bir kompozisyon! sevmediğim birşeyi, bir başkasında izlerken sevmek, ne menem bir tutkudur, var mı bir adı? sayko bir durum mu söz konusu? bilemedim..

sessiz sinema

Resim
greta garbo & john gilbert, flesh and the devil, 1927 sessiz sinema döneminde insanlar film izlerken konuşmaz, cips türü şeyler yemez ve hiç ses çıkarmazlarmış, bunun nedeni filmin de sessiz olmasıymış; sonradan sahneler sesle doldukça seyirci de bu duruma uyum sağlamış, aslında çok kızmamak lazım, devir değişti durum bu azizim.. yiyin, için, tıksırın, telefonlarınızı kurcalayın, aranızda konuşun, kahkaha atın, tartışın, sorun yok! nasıl olsa filmler artık sizden daha gürültülü, iyi seyirler..

renkler

Resim

renkler

Resim
tekerin hikayesi filminden; - ve sonra aniden işi gücü bırakıp köyüme dönmeye karar vermiştim..

hasta

Resim
biraz alev, biraz yağmur, biraz çayır ve çimen, ve biraz da herşey.. çokluğun içinde saklanmış, yokluğum.. varlığım.. hiçlikten varlığa ve varlıktan hiçliğe yanmalıyım, evet sadece yanmalıyım..

renkler

Resim
sanat dayanışması

hasta

biri amalı mamalı konuşuyor ve yazıyorsa, şu da var ki türünden araya kaynak yapıyorsa, bu kafalardan uzak durun, çünkü sizi kafalıyorlar.. samimi değiller, tek dertleri kendi menfaatlerinin beslendiği yerleri korumak, başka da bir dertleri yok.. gemide sadece bir yolcu oldukları halde, geminin kaptanı, çalışanı gibi davranırlar, panik halinde güvertede sağa sola koştururlar, birini durdurup sorsanız n'oluyor!, hemen yapıştırır; görmüyor musun, gemi batıyor!.. açık ara küstahlar, iyiliksever görünümlü şaklabanlar.. tahtakuruları.. tek yaptıkları, iyilik namına ne varsa onu kemirmektir.. delik deşik olmuş bir gemi, kurt ve güve yeniği bir ağaç.. hangisini dersen işte o! bu ülkenin hali..

hümanist organizmalara duyuru

şu dünyada hayvanların yaşadıklarının onda birini, yüzde ve hatta binde birini bir insan yaşasa kesinlikle çıldırır, oraya buraya saldırır, kendine ve başkalarına zarar verir, sonra gider biryerlerden kendini atardı sanırım.. evet hayvanlarda bizde olduğu gibi akıl hastalıkları, ruh hastalıkları yoktur diyerek işin içinden sıvışmak bize göre kolayı; oysa kırılgan ruh ve bedenlerimize karşılık çektiğimiz şeylere bakınca, onların yaşadıkları tam bir felaket,, tam bir içler acısı durumdur.. hangi hayvan olursa olsun, hangi türü ele alırsanız alın, çok net söylüyorum bu dünyanın en rahatta olanı, en sefa süreni, tüm çirkefliğine, zalimliğine ve her türlü pisliğine ve yaşadığı acılara, felaketlere rağmen, yine insandır, yine insan.. kimse bana gariban edebiyatı yapmasın, o edebiyatı bir güzel parçalarım..

Claude Monet - Filmed Painting Outdoors (1915)

Resim

hasta

çok mükemmelizya; tüm kusurların başı işte bu..  kendimiz tamamızya; tüm eksiklikler burdan.. aslında biz iyiyizya; işte tüm kötülükler bundan..

hasta

en derin sessizlikte, karanlık bir kuyuya küçük bir taş atıldığında, o sığ ve bulanık suya taşın düştüğü an çıkan sese dikkat kesiliyor, ve bu ses hakkında bir fikir sahibi olabiliyorsanız bunu öncelikle o sessizliğe borçlusunuz, kulaklarınıza değil..

hasta

şişirmeyin insanları. . hayır yani, bir zaman sonra hem onlar patlayacak, hem de siz ciğerlerinizden ve kalbinizden olacaksınız..  şişirmeyin yeter artık, durun ve biraz nefes alın..

felsefe

makinenin felsefesi parçaları toplamaktır parçanın felsefesi makineyi parçalamaktır felsefe; darmadağınık olmuş düşünceleri daha da darmadağınık hale getirir.. onları daha küçük parçalara, hatta moleküllerine ayırır.. sonra sen ayakta dikilip hiçbir şey anlamadığın halde hayretle şöyle dersin; amma maharetli bir iş şu felsefe! işte merakımı yiyip bitiren de bu şaşkınlığın senin; bunu tam da yığın yığın birikmiş, halının yüzeyinde ve köşelerde topak olmuş tozları almak için süpürgenin düğmesine ayağınla bastığında mı diyorsun!

david bowie

Resim
ellerimin tadı yok„ avuçlarımın arasından akıp gidiyor su.. ya ayna nerede! ben ona bakıyorum ama aynanın gözü nerede?   - sana kırıldı! diyor radyoda cızırtılı eski bir ses„ sanırım bir tiyatro, küçük bir piyes belki.. ardından bir müzik giriyor araya„ ellerimi daha sıkı ve kararlı uzatıyorum şimdi;  su topluyor avuçlarım„ bu defa sızdırmıyor ama, taşıyorum.. evet sana diyorum; hoşçakal uzaylı.. 

hasta

Resim
şuraya birkaç kelime de olsa birşeyler yazayım diyorum, kafamda aklımda içimde ve damarlarımda hareket halinde sayısız ve belki sonsuz düşünce var, neresinden nasıl başlanacağının bir önemi de yok, başla gitsin biryerlerden diyorum, ama olmuyor, olmuyor, olmuyor..