boya


eline renkli ve boyalı bir fırça alıp
                                                  onu beyaz ve pütürlü bir duvara salladığında
duvarda oluşan lekelerin aynısını ikinci denemede,
ve sonrasında, ve birçok keresinde elde edemeyeceksin, dahası öyle olsa bile, bunun

                                                      bilek hareketinden çok, duvara yapışan bir damla boyanın,  

                                                 duvarla kendisi arasındaki ilişkiye göre şekilleniyor olmasını sahiplenmek,,

doğrusu kendini kandırmak olurdu..

- palavrayı bırak be adam, ya sallamazsam! 


diyor,,
         üstelik bunu söylerken
fırçayı henüz boyaya batırmamış, elinde

                                                       bir sopa gibi tutuyor ve güya beni bununla dövecekmiş gibi yüzüme doğru

sallıyor,,

- bana bak!
                 dedim,
                            -beni, ya da duvarı bununla korkutamazsın ,,  istersen vazgeç,  fırçanı al ve git buralardan,,,,

- neyse, 
           dedi, derin bir nefes çekip içine doğru, -, bir daha olmasın!,,
                                               
"artık, ne demekse o?"

boyayı bir güzel yedirdi fırçaya ve duvarı boyamaya başladı..

                                                   doğrusu işini iyi yapıyordu,,

ne de olsa civardaki en iyi boyacı o’ydu
üstüne bir de
biraz çakırkeyif ve fırçayı bir sarhoş gibi sürerken, diline dolanmışsa uzaklardan eski, 
                                                                                                                kuru bir masal;
bir varmış bir yokmuş
bir zamanlar bir kova dolusu

renkli ve ince
                     
bir boya varmış..

y.a

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

hasta

hasta

hasta