hayat



içtikçe içmiş, kendinden geçmiş, sarhoşluk böyle birşey işte, ayakta duramıyor, yürüdüğü yollar zaten dar ve labirent, şimdiyse bir ressam daire çiziyor etrafında, yani kendi etrafında, sonra senin etrafında, bir köpeğin etrafında, köpek kuyruğunu sıkıştırıp oradan vınlamış, sokağın ortasında ayakları birer pazar kazığı yere sabitlenmiş, öylece dikilmiş yalpalıyor; bir sağa - bir sola,,  pardon! sokak değilmiş orası, otobanmış, önünde aniden bir kamyon acı acı frene basıp zarzor durmuş, şoför camdan uzayıp bağırmış; gebereceksin! çekil git, başıma bela mısın! ama o kuyruğunu havaya dikmiş; sen bu yolların fatihiysen ben de orospusuyum der gibi bakıyormuş, bakmış olacak gibi değil, koca araç dolanıp etrafından, geçip gitmiş, bu ise biraz daha çekmiş, şişeden de değil torbadan, siyah pazar poşetinden, oralarda bekleyen gece mesaisinde güzel mi güzel, ama çok güzel bir kadın, o kadar güzel ki kesin travestiymiş; kendini riske ve yola atmadan müşterisini de siktir edip yaslandığı yerden seslenmiş buna;  bu tarafa gel, bu tarafa! yavaş, yavaş! dur, bekle.. yürü şimdi, koş koş! ah, çüşş önüne bak ayı!  kalk lan kalk! hah, şimdi oldu.. az kaldı, hoop tuttum seni yavrum! demiş ve ona sımsıkı sarılmış,,  travestinin adı hayatmış..

y.a

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

hasta

hasta

hasta