Kayıtlar

Eylül, 2010 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

çarpıntı

Resim
* ilk çarpıldığımda küçük bir çocuktum.. parmağımı prize sokmuştum, fırlatıp atmıştı beni birşey.. kalp çarpıntısını ilk kez bu kadar yüksek hissetmiştim.. korkmuştum, ama neyden ? bilmiyordum sebebini.. fırlatıldığım yerden doğrulup dışarıya uzandım, etrafa baktım bana bunu kim yaptı diye, ama kimseler yoktu.. sonra içeri girdim, tekrar o salondaydım, ve müthiş bir sancıyla ayaktaydım, kızarmıştı kolum, kimdi beni böylesine dehşetli sıkan, kimin parmakizleriydi ? aklım durmuştu, ayaktaydım ve öylece hareketsiz duruyordum, durmayan tek şeyse çarpıntılarım, nefeslerim,, failini bulamadığım birşey yüzünden kafam karmakarışık prizle oynamaya devam ettim,, hem de hayatım boyunca.. ** y.a

zaman

* geleceğe yolculuk mümkün.. geçmişe de öyle.. şu "anı" bile durdurabilirsiniz.. fakat nereye yolculuk yaparsanız yapın orada gördüğünüz şey, şimdiye dek izlediğiniz ilk ve tek film olarak kalacaktır hafızanızda.. gözünüzü her açtığınızda, geldiğiniz her durakta, sanki oradan hiç ayrılmamış gibi bir hisse kapılacaksınız, sanki burası evinizmiş gibi.. sizi karşılayanlar kucaklarını açıp sanki sizi evlatlarıymış gibi karşılayacaklar.. din değiştireceksiniz, dini bırakacaksınız, oyun oynayacaksınız, oyunlardan bıkacaksınız, gidip geleceksiniz, döneceksiniz, ve döndüğünüzü, gidip geldiğinizi dahi hatırlamayacaksınız.. biri ışık hızından bahsediyordu, o sizin hızınız olabilir mi ? işinize bakacaksınız, ve buna cevabınızı; “o an” belki de bir kuyrukta taksit ödemek için yılan gibi sürünen adımlarınıza bakarak vereceksiniz; - ne mümkün! ** y.a

huy

* kendimi tutamam gülerim, tutamam ağlarım.. hiç tutamam kendimi nedense.. mesela kızarım, bağırır çağırırım.. evet, benim gibi bir çağlayan görmediniz, ne akar, ne köpürürüm bir bilseniz.. ne yapayım efendim, her defasında böyle oluyor tutamıyorum kendimi.. sonra canım bir tatlı çekiyor ki sormayın.. dayanamayıp gidip alırım o tatlı şeyi, vitrinden, atarım ağzıma, yatağıma.. gözlerimden yaşlar akıyordu, ama açlıktan, acıdan, şundan bundan değil, düpedüz zevkten efendim, zevkten.. inliyordum bir kedi gibi.. hani olur ya bir gün siz de kendinizi tutamaz, kulağınızı dayarsınız diye kapıma; böyle mır mırr.. ** y.a

sürü

* - toz dumandır sürü.. toz sayılır mı, duman hiç ayrışır mı.. dedim ki peki liderin sana şunu deseydi; "arkadaşlar biz yeniden üzerinde çalıştık ve anladık ki bu iş iyi işlemeyecek, o yüzden sizden evet yerine hayır istiyorum, şimdilik.." o zaman ne yapardın dedim.. o da ; "tabii ki hayır derim!" dedi.. ** y.a

toprak

* tarihi korumak isteyen, işe kalıntılardan başlıyorsa, o ; kutsal akbabalar kadar değerbilici değil, aksine bir mirasyedidir.. bırakın yıkılsın harabeler! taş üstünde taş kalmasın, yansın tüm kitaplar ! bundan sonra söz tarihin değil, toprağındır.. ** y.a

soru

* - tanrıya inanıyor musun ? dedi aniden.. beklemiyordum böyle bir soruyu.. bir süre sessiz kaldım, hazırlıksız yakalandığımdan değil, şaşkındım, ne deseydim acaba ? nasıl anlatsaydım derdimi.. çünkü soru; kendi içinde kendi tanrısını çoktan yaratmış, ve bana ; - ne yani ! sen şimdi bunu inkâr mı ediyorsun ? der gibi bakıyordu.. ** y.a

doğa

Resim
bir hayvanı doyurmakla, korumakla ona ve kendine iyilik etmiş olmazsın.. bu bir çeşit özürdür.. af dilenmektir seni de yaşatan doğadan.. büyüksün öyle mi ? öyleyse eğil de göreyim ! ** y.a

notlar

herşeyin adını benim koyduğum bir dünyada yaşıyorum, benim tanımladığım bir dünya bu.. peki ya ben kimin, hangi tanımıyım.. ** y.a

gerçek

Resim
gerçek, sizin gerçeğiniz.. milyarlarca insanın gerçek dediği, ve öyle inandığı şeyler de var, mesela dünyanın yuvarlak oluşu, bir döngüsü var, gibi.. bunların gerçekliği sizin çapınızı gösterir.. ne kadar genişlerse bu çap, o gerçeklik o kadar değişecektir.. bu süreç 60-70 yıllık bir ömürle anlaşılacak gibi değil.. milyonlarca, milyarlarca yıllık bir takvimde olup biter herşey.. olup biter, başlar, genişler, daralır, yanar, soğur, ve daha neler neler olur.. bir milyon yıl yaşasanız, ve bir milyon yıl önce dünyanın yuvarlak olduğu gerçeğine inansanız (çünkü o zamanlar dünyayı böyle görmüştünüz); - işte gerçek bu! deseniz, ve milyon yıl sonra (hâlâ hayattaysanız, ve unutmadıysanız..) o milyon yıllık yaşlı gözlerinizin geçirdiği evrimle dünyanın aslında yuvarlak değil de düz bir tepsi şeklinde durduğunu görseniz, teknolojik her türlü imkânlar size bunu böyle gösterse, böyle anlasanız.. işte bu da başka bir gerçeğiniz olup çıkar.. - evet sevgili dostlar, bir milyon yıl önce yanılmışız, anl...