notlar
*
son dakikanın son kertesinde, yani bir keresinde şöyle bir olay yaşanmıştı; bizden takım halinde aşağıya, yani bayırdan aşağıya doğru kıvrılarak inen keçiyolundan inerek köyün dış kenarlarını ince bir hilal gibi kesen yar boyunca mayınları döşememiz istenmişti, yani emredilmişti..
herbirimizin sırtına üçer mayın düşüyordu, mayınları sırt çantalarımıza döşedik ve patikadan yuvarlanarak yamaca indik, ıslık çalıyor, şarkılarla kuşlara eşlik ediyorduk, çiçek başları tomurcuklu ve patlamak üzereydi.. otlar taze ve ıslak, toprak nemli ve yumuşak, botlarımız sert ve kuruydu..
akşam güneşi başımızın üstünden kasıklarımıza ininceye kadar mayınları uçurumun ağzına bir fermuar ağzı şeklinde, çaprazlı ve sıralı olarak çiçek eker gibi döşedik.. çantalar boşalmış ve hafiflemişti, fakat geldiğimiz yön, artık yön değildi.. arkamız mayınlı olduğu icin uçurumdan halatları sarkıtıp, ıslıklar ve şarkılarla nehrin ıslak taşlarına ayak basa basa, güçlü akıntıyla, indiğimizden daha kısa bir süre içinde ama sırılsıklam bir halde yüzerek geri döndük..
ertesi günün sabahı tomurcuklar ne ara patlamıştı bilmiyorum, ama uykumuz henüz açılmamışken onlar güzel güzel, ve türlü renklerde açmışlardı bile..
sıra sıra mor yığınlar bitmişti tepelerde..
o sırada ardı ardına tam otuz patlama oldu.. planımız işe yaramış olmalıydı.. her patlamada yerimizden zıplıyor çığlıklar atıyorduk.. merakla öncü kolun getireceği haberleri bekledik, ve gelen haberle zıpladığımız yere yıkıldık.. öncü kol, bize durumu soluk soluğa ve bir solukta anlatmıştı; “köyün çobanı” gece işemek için uçuruma doğru yürümüş, ardından da koyunları onu takip etmişti, mayına ilk basan çoban olmuş, paniğe kapılan ve başsız kalan koyunlar da sürü halinde uçuruma yönelerek intihar etmek istemişlerdi.. fakat mayınlar, beyaz yünlü koyunların düşmesine izin vermemiş, ve hepsi oracıkta mısır taneleri gibi patlayıvermişti..
komutan elimizde kaç adet mayın kaldığını sordu, sonra da cevabını beklemeden ne kadar varsa hemen hepsini şimdi gidip uçuruma döşememizi istedi, yani emretti..
çok sinirlenmiştik, sırt çantamıza mayınları döşeyip yeniden yola koyulduk, yol boyunca ıslık çalmayı, şarkı söylemeyi unutup onun yerine sövünüp durduk..
aptal çobanın aptal koyunları işimizi fena bozmuştu..
**
y.a
son dakikanın son kertesinde, yani bir keresinde şöyle bir olay yaşanmıştı; bizden takım halinde aşağıya, yani bayırdan aşağıya doğru kıvrılarak inen keçiyolundan inerek köyün dış kenarlarını ince bir hilal gibi kesen yar boyunca mayınları döşememiz istenmişti, yani emredilmişti..
herbirimizin sırtına üçer mayın düşüyordu, mayınları sırt çantalarımıza döşedik ve patikadan yuvarlanarak yamaca indik, ıslık çalıyor, şarkılarla kuşlara eşlik ediyorduk, çiçek başları tomurcuklu ve patlamak üzereydi.. otlar taze ve ıslak, toprak nemli ve yumuşak, botlarımız sert ve kuruydu..
akşam güneşi başımızın üstünden kasıklarımıza ininceye kadar mayınları uçurumun ağzına bir fermuar ağzı şeklinde, çaprazlı ve sıralı olarak çiçek eker gibi döşedik.. çantalar boşalmış ve hafiflemişti, fakat geldiğimiz yön, artık yön değildi.. arkamız mayınlı olduğu icin uçurumdan halatları sarkıtıp, ıslıklar ve şarkılarla nehrin ıslak taşlarına ayak basa basa, güçlü akıntıyla, indiğimizden daha kısa bir süre içinde ama sırılsıklam bir halde yüzerek geri döndük..
ertesi günün sabahı tomurcuklar ne ara patlamıştı bilmiyorum, ama uykumuz henüz açılmamışken onlar güzel güzel, ve türlü renklerde açmışlardı bile..
sıra sıra mor yığınlar bitmişti tepelerde..
o sırada ardı ardına tam otuz patlama oldu.. planımız işe yaramış olmalıydı.. her patlamada yerimizden zıplıyor çığlıklar atıyorduk.. merakla öncü kolun getireceği haberleri bekledik, ve gelen haberle zıpladığımız yere yıkıldık.. öncü kol, bize durumu soluk soluğa ve bir solukta anlatmıştı; “köyün çobanı” gece işemek için uçuruma doğru yürümüş, ardından da koyunları onu takip etmişti, mayına ilk basan çoban olmuş, paniğe kapılan ve başsız kalan koyunlar da sürü halinde uçuruma yönelerek intihar etmek istemişlerdi.. fakat mayınlar, beyaz yünlü koyunların düşmesine izin vermemiş, ve hepsi oracıkta mısır taneleri gibi patlayıvermişti..
komutan elimizde kaç adet mayın kaldığını sordu, sonra da cevabını beklemeden ne kadar varsa hemen hepsini şimdi gidip uçuruma döşememizi istedi, yani emretti..
çok sinirlenmiştik, sırt çantamıza mayınları döşeyip yeniden yola koyulduk, yol boyunca ıslık çalmayı, şarkı söylemeyi unutup onun yerine sövünüp durduk..
aptal çobanın aptal koyunları işimizi fena bozmuştu..
**
y.a
Yorumlar
düşündürecek epeyce...
ama bir o kadar gerçek...