eski yeni
*
kendimizi her zaman tüm canlıların en gelişmişi ve herşeyin yegane mucidi olarak görüşümüz aldatıcıdır.. ne yazık ki buna inanan da yine sadece bizleriz..
belki de bize yeni görünenin, kalay yemiş paslı bir teneke parıltısından başka bir şey olmadığını anımsamadığımız için böylesine iddialıyız.. sabit duramadığımız için sallanıyoruz ve buna ayakta kalma becerisi diyebiliyoruz..
ama bana kalırsa sarhoşluktur bunun adı.. bir baş dönmesidir..
bazen, olmamış şeyleri olmuş gibi göstermek, beynimizin, sonraki aşamalara esnemek için yaptığı bir ısınma hareketi olabilir.. bir çeşit alıştırma.. şu anki organlarımız yokken ve beyinden yoksun amfibik -bu haliyle bile daha gelişmiş- bir yaratık olarak varlığımızı sürdürürken, koşullar değiştikçe, kendi aramızda çevreye uyum sağlama yarışına girmiş olabiliriz.. bunun adı kısaca "hayatta kalma yarışı"ydı.. ve çeşitlilik kendisini burada göstermeye başladı.. kimimiz suda kalmayı tercih etti, kimimiz ise toprağı ve havayı..
bunların nedenleri organizmanın derinlerinde yatıyor.. orada saklı kara kutular var.. yine de görünen o ki birkaç neden çoktan kendisini deşifre etti; besin, ışık, ve korunma..
bu üç nedenle birlikte insanın macerasına merakın da eklendiğini ve bu sayede düşe kalka gelişebildiğini varsayıyorum.. aslında “gelişme” hoşuma gitmeyen bir kelime, buna değişim, ya da uyum diyebiliriz..
böylece attığımız her adım kaydedildi.. organizma, yani "insan" bu bilgi deposunu sonraki nesillere doldurarak aktarmaya devam etti..
bizler, en az beşyüz milyon yıl yaşında bir neslin devamıysak, ve yaşadığımızı sandığımız her ne varsa, işte o deponun arada bir -biz sallanırken- çalkalanıp diptekilerin su yüzüne çıkmasından ibaret gibi..
yeniler mi ?
onlar, yüzlerini görsek bile tanıyamayacağımız kadar çok uzak bir geçmişten gelen eski dostlarımız, ve düşmanlarımız..
**
y.a
kendimizi her zaman tüm canlıların en gelişmişi ve herşeyin yegane mucidi olarak görüşümüz aldatıcıdır.. ne yazık ki buna inanan da yine sadece bizleriz..
belki de bize yeni görünenin, kalay yemiş paslı bir teneke parıltısından başka bir şey olmadığını anımsamadığımız için böylesine iddialıyız.. sabit duramadığımız için sallanıyoruz ve buna ayakta kalma becerisi diyebiliyoruz..
ama bana kalırsa sarhoşluktur bunun adı.. bir baş dönmesidir..
bazen, olmamış şeyleri olmuş gibi göstermek, beynimizin, sonraki aşamalara esnemek için yaptığı bir ısınma hareketi olabilir.. bir çeşit alıştırma.. şu anki organlarımız yokken ve beyinden yoksun amfibik -bu haliyle bile daha gelişmiş- bir yaratık olarak varlığımızı sürdürürken, koşullar değiştikçe, kendi aramızda çevreye uyum sağlama yarışına girmiş olabiliriz.. bunun adı kısaca "hayatta kalma yarışı"ydı.. ve çeşitlilik kendisini burada göstermeye başladı.. kimimiz suda kalmayı tercih etti, kimimiz ise toprağı ve havayı..
bunların nedenleri organizmanın derinlerinde yatıyor.. orada saklı kara kutular var.. yine de görünen o ki birkaç neden çoktan kendisini deşifre etti; besin, ışık, ve korunma..
bu üç nedenle birlikte insanın macerasına merakın da eklendiğini ve bu sayede düşe kalka gelişebildiğini varsayıyorum.. aslında “gelişme” hoşuma gitmeyen bir kelime, buna değişim, ya da uyum diyebiliriz..
böylece attığımız her adım kaydedildi.. organizma, yani "insan" bu bilgi deposunu sonraki nesillere doldurarak aktarmaya devam etti..
bizler, en az beşyüz milyon yıl yaşında bir neslin devamıysak, ve yaşadığımızı sandığımız her ne varsa, işte o deponun arada bir -biz sallanırken- çalkalanıp diptekilerin su yüzüne çıkmasından ibaret gibi..
yeniler mi ?
onlar, yüzlerini görsek bile tanıyamayacağımız kadar çok uzak bir geçmişten gelen eski dostlarımız, ve düşmanlarımız..
**
y.a
Yorumlar