kimlik



*

hep kimlik verirler, sen şusun, busun diye.. ve hep, şu bu olurlar, olmaya çalışırlar..

oysa başkalarının sana verdiği kimlik, başkalarınındır.. senin değil..

seni temin ederim ki en az hücre sayın kadar benliğin vardır.. "ben" olmaya çabaladığında bir süre sonra o "ben"in sen olmadığını, ve zamanla ona yabancılaştığını göreceksin.. diğer benlerin sırada bekleşmekte, kendi aralarında itişip durmaktadırlar..

bir anlamda kendini yabancı hissetmek, kendine yakınlaştığını gösterir.. tanıdığın her "ben", seni daha çok "sen" yapacaktır.. kendine bakıp "bazen kendimi tanıyamıyorum.." dediğinde yaşadığın şaşkınlık, aslında yeni "ben"le henüz tanışmış olduğun içindir..

ve bu yüzden duyduğun her türlü rahatsızlık, dıştan içe değil, içten dışa bir baskının eseridir çoğunlukla.. çünkü dıştan gelen baskılara karşı sen farkında olmasan da vücudunun bir çeşit koruma alanı her zaman olur.. ince ya da kalın, güçlü ya da zayıf, çok önemli değildir bu kalkan.. ne de olsa dışarıdan gelen baskılar hiçbir zaman sana tam anlamıyla hakim olamayacaktır.. çünkü böyle bir işgali benliğin asla kabul etmeyecek ve yenilgi karşısında içten içe kendini imha etme yoluna gidecek, ve sırayı başka benler alacaktır..

geriye et ve kemikten bir teslimiyetin kalması çok da önemli değildir bu yüzden..

ne de olsa benlik çoktan terketmiştir seni..

**

y.a

Yorumlar

deniz dedi ki…
"kim(?)"lik...
"ben"lik...
deniz dedi ki…
:) çok doğru yazdıkların... tabii burda "bana göre" demeliydim. "doğru ve yanlış" "iyi(lik) ve kötü(lük)" de göreceliler grubuna dahil oldu...
** dedi ki…
esin verdin teşekkürler :)
deniz dedi ki…
utandırmayın. esin vermek değil önemli olan, düşünceleri anlaşılır biçimde ifade etmek ve bu yazdıklarında fazlasıyla mevcut.

Bu blogdaki popüler yayınlar

hasta

hasta

hasta