Kayıtlar

Ocak, 2010 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

yaratılış

* "elimizde bir şekil var.. her şekle girebilen bir şekil.. ona fırça darbeleriyle şekil veriyoruz.. aslında bu biraz ebru sanatı gibidir.. şekilden başka şekillere ulaşırız, ve bunun hiçbir zaman sonu gelmez.. işin enteresan yanı, o şekil bizim istediğimiz gibi değildir.. dokunuruz ve ortaya neyin çıkacağını bekleriz merakla.. ayrıca bunu devam ettirebilmek için bitmez tükenmez bir enerjinizin olması gerektiğini düşünebilirsiniz, ama öyle değil.. başlangıç önemlidir burada.. size soruyorum domino taşlarını deviren bir önceki domino taşı mıdır, yoksa sizin işaret parmağınız mı ? böyle de düşünebilirsiniz.. bir kez başlamıştır, ve devam edecektir.. ne zaman duracağı konusuna gelince; belki domino taşlarının sonuncusunda bu hareketlilik sona erecektir.. tabii ki sadece domino taşları için geçerlidir bu durum.. fakat bizim şeklimizde ise söz konusu bile değil.. en ufak bir tepkime -ki bu bir rüzgâr, titreşim, dokunuş, bir damlanın düşüşü bile olabilir..ve esasen onları da meydana ge...

toz

Resim
resim; angel a * tozlarımı çekip mıknatıs yaptılar benden.. önüne gelen yapışıyor.. çoğalıyorum, irileşiyor ve büyüyorum belki de.. çekim alanım giderek zayıf düştü.. o kadar ağırım ki kendimi çekemez oldum.. üstümü silkeliyorum.. havada uçuşuyor tozlarım.. ufalıyorum, küçülüyor ve yok oluyorum belki de.. şimdi öyle hafifim ki.. bir toz gibi çekiliyor, ve sana yapışıyorum.. ** y.a

insan

Resim
türüm pistir benim.. pis ve zehirli.. ** y.a

kimlik

Resim
* hep kimlik verirler, sen şusun, busun diye.. ve hep, şu bu olurlar, olmaya çalışırlar.. oysa başkalarının sana verdiği kimlik, başkalarınındır.. senin değil.. seni temin ederim ki en az hücre sayın kadar benliğin vardır.. "ben" olmaya çabaladığında bir süre sonra o "ben"in sen olmadığını, ve zamanla ona yabancılaştığını göreceksin.. diğer benlerin sırada bekleşmekte, kendi aralarında itişip durmaktadırlar.. bir anlamda kendini yabancı hissetmek, kendine yakınlaştığını gösterir.. tanıdığın her "ben", seni daha çok "sen" yapacaktır.. kendine bakıp "bazen kendimi tanıyamıyorum.." dediğinde yaşadığın şaşkınlık, aslında yeni "ben"le henüz tanışmış olduğun içindir.. ve bu yüzden duyduğun her türlü rahatsızlık, dıştan içe değil, içten dışa bir baskının eseridir çoğunlukla.. çünkü dıştan gelen baskılara karşı sen farkında olmasan da vücudunun bir çeşit koruma alanı her zaman olur.. ince ya da kalın, güçlü ya da zayıf, çok önemli...

renkler

Resim
cerrone - supernatu re feat. dax riders * ben bir sineğim.. kalabalıkları severim.. ve gülerim, bolca gülerim.. biraz yaramazım.. belki fazla yaramaz.. ama kırılan herşeyin başka şeyleri de çok g üzel kırdığını iyi bilirim.. yine de sevimliyim.. fazla sevimli.. üçünden biriyim.. ve birin üçü.. yakından bak derime.. ben vahşiyim.. ya da bakma burada olduğuma, oralarda bir yerdeyim.. ** y.a

doğa

Resim
by enki bilal * şu hayat nasıl da acımasız diye sızlananlar, dönüp doğanın diğer canlılara neler yaptığına bir baksın.. irili ufaklı türlerin yaşamında ne büyük trajedilerin saklı olduğunu görebilirse görsün.. bir depremle, kasırgayla milyonlarca insan canlısı silinip gidiyor yaşam tarlalarından, tıpkı küçük bir su birikintisinde ağzında buğday tanesiyle boğulan bir karınca gibi.. insan mı, karınca mı..? hangisinin daha değerli olduğunun ne önemi var.. bana öyle geliyor ki doğanın muhteşem bir adaleti var.. onun taraf tuttuğunu sananlar, yanılıyorsunuz! o diğer hayvanların safına geçmedi, ya da ihaneti nedeniyle insanlara düşmanlık beslemiyor.. umurunda mıyız onun ? sen istediğin kadar özenle sula çiçekleri, istediğin kadar okşa kedi yavrusunu.. çok içli, duygusal, doğa canlısı birşey ol, ne farkeder.. bir de bakmışsın yağmurlu bir günde bir şimşek çakmış tepende.. oracıkta yanıp gitmişsin.. sonra da küllerinden bir cenaze töreni düzenler ve ardından yas tutarlar.. seninle ...

ölüm

* ölüm başımıza kaç kez gelir..? en iyisi saymamak.. biz yaşadıkça etrafımızı sarıp kuşatmıştır o.. defalarca ölürüz, ölmeye devam ederiz.. her anımız ölümle dopdolu.. bazen burnumuzun direği öyle sızlar ki sanki daha önce hiç yaşanmamış bir acıyla sarsılır bedenimiz.. içimiz titrer.. üşürüz, ağlarız bol bol.. gecemiz gündüze döner, gündüzümüz karanlık gecelere.. ölüm, canımızı daha çok yakar bu haliyle.. böyle düşünürüz.. oysa adı ölüm olmasaydı yaşamın, daha farklı olur muydu yaşamak? anlamı ayrılık olarak düşmeseydi ocaklara.. kayıp diye bilinmeseydi her yaşanan kayıp , ölüm, “ölüm” olur muydu..? zoraki alışkanlıklar içinde kendini kabul ettiren tek şey ölüm.. diğer tüm alışkanlıkları bir şekilde bırakabilirsin, ama ölümü istesen de bırakamıyorsun.. biz birer parçayız.. parçalardan oluşuyoruz.. dağılmak bir anlamda özgür kılıyor bizi.. elbette çok üzücü, çünkü bir anlamda sevdiğin birinden, bir bütünün parçalarından ayrı düşüyorsun.. ya da düşmüyorsundur.. onu hiç olmadığı kadar yak...

inanç

* görmediğim şeye inanmam.. görürsem de bu, hemen inanacağım anlamına gelmez.. yaklaş derim.. dokunmak istiyorum sana.. ve dokunduğum zaman da varolduğuna inanmamı bekleme benden.. tadına bakmalıyım inanmak için.. olur da seversem tadını, yine inanacak değilim.. önce tarifini bilmem gerek.. sonra tarifi hangi ustanın yaptığını.. sonra ustanın kimin elinde yetiştiğini.. sonra da o kimin "kim" olduğunu bilmeliyim.. ben böyle söyleyince bir anda parladı, sinirlenip ayağa kalktı ve masaya tekme attı.. "inanmazsan inanma! çok da umurumda.." dedi.. - kim ? - adamın biri işte.. aslında inanıyordum ona, ama ustanın o olduğuna artık inanmıyorum.. ** y.a

temas

* herşey temas halinde.. sen dokunmasan, o sana dokunur.. bu bir yağmur damlası olabilir, ya da bir çamurun sıçrayışı eteklerine.. yorulduğunda durur, bir duvara yaslanırsın.. hiçbir şey yoksa, bir bank, duvar, yaslanacak birileri de yoksa, çimenlere serilirsin bir güzel.. işte yine temas halindesin çimenle, böcekle, canlı cansız herşeyle.. * insan insana dokunuyor.. okşuyor, ısırıyor, vuruyor, çarpıyor, yaslanıyor, iteliyor, sıkıştırıyor, eziyor ve delik deşik ediyor.. bu sadece ona has bir özellik mi.. herşeyde var, her türden canlı/cansızın tabiatında açık ya da gizli bir dürtü.. bir kaşığı ağzına götürürken sadece yemek yediğini sanırsın, ama dudakların ve dişlerin bir metale dokunmuştur hepsinden önce.. bir iğneden akıp vücuduna giren ilaç damara ulaşmak için önce deriyi delecek.. vücudumda şu organ şu işe yarar diyebileceğim kesinlikte bir şey göremiyorum artık.. oysa görmek yalnız gözlerimindi.. yetmiyor bir başına, ve kafaya danışıyor.. işte kafayla göz de temasta.. hani kalbim...

zerre

Resim
* atomlardan meydana geliyorum.. onları da meydana getiren protonlar, nötronlar ve elekronlardan.. ve onları da meydana getirenlerden.. bu duyguları ben, onlardan aldım.. onlar da en az benim kadar heyecanlı.. hareketli ve kırılgan.. her an, ama her an paramparça olabilirler.. zaten, alışık oldukları ve yaptıkları yegane şey de bu değil mi.. parçalanmak sonsuz kereler.. buraya kadar toplanarak ancak gelebildim, ama elbet dağılırım yine bir gün.. tozu dumana katıp kaybolurum aranızdan.. o zaman kim bilir beni, ve kim bulur milyarlarca toz bulutunun içinde o zerreyi.. ** y.a

efendi

Resim
* hepimiz, ama hepimiz şu evren kadar yaşlıyız.. henüz doğan bir bebek kadar yaşlı ve tazeyiz.. * dönüp duruyoruz.. dönüşüp duruyoruz.. hayır hayır.. aslında sadece dönüşüyor ve hiç durmuyoruz.. * temizliğe inanınca, herşey gözüne kirli görünür.. * biri bana "efendim" dese heyecanlanıyor, dönüp aynaya bakıyorum.. şaşkınım.. "bana efendim dedi.." diye sayıklıyorum.. bir zaman sonra ben de alışıyorum bu duruma, ve "efendim" diyorum başkalarına.. işte böyle böyle efendileşiyoruz.. ** y.a

madde

Resim
* maddeyi bıçakla kessek ve bir mikroskopta incelesek, temel öğeye benzer bir şeye hiçbir zaman ulaşamazdık.. 1 mikron büyüklüğündeki parçacıkların bile bir biçimi vardır ve iç yapıları varmış gibi görünmektedir.. ama bundan daha küçük ölçeğe bıçak ve mikroskop kullanarak erişemeyiz.. en sonunda bıçağın kendisi de atomlardan oluşmuştur; bu nedenle bıçağı atomlardan daha keskin yapmanın olanağı yoktur.. bıçağın ucunun incelemek istediğimiz şeylerden daha küçük olması gerektiğinden aynı soruya geri döneriz.. yoichiro nambu **

kör

Resim
* görebilirler mi gördüklerimi.. ne mümkün.. hem ben görüyor muyum onları, hani neredeler.. duvarın ardında bile olsalar görürdüm, aramızda karanlık bir set olsaydı da görürdüm inan buna.. ama orada yoklar ki.. zaten orada olmadıkları için göremiyorlar beni.. onlar çok aydınlık bir yerdeler, ve ışığın sayesinde gördüklerini sanıyorlar.. yazık şimdiden körleşmişler.. şimdiden ışık kör etmiş hepsini hepten.. ya bir de sönüverse ışıklar, o alıştıkları aydınlık yitip gitse aniden.. görmenin kaç çeşidi var biliyor musun, söyleyim hemen.. görmek iki türlüdür.. ; açarsın gözlerini görürsün, kaparsın gözlerini görürsün.. ama körlük tektir.. bahaneler bulma görmediğin için.. karanlığın karanlık olduğunu söyleme.. senin ışığın ışık değil bana.. ** y.a

madde

Resim
* dönüp duruyor zihnimde dönüp duruyor içimde bir yerde onun da içinde tanecikler parçalanıyor herşey parçalar parçalanıyor yeniden ve her seferinde parçalanan parçalar parçalanıyor .. sayamadım kendimi kaç parçayım şimdi kaç parçam eksik nokta değil ki bu, madde.. ** y.a

düşünlerim

* evrende diğer canlı türleri arasında kendimizi oldukça farklı bir konumda ve üstün bir tür olarak görürüz.. pek çok aldanma yaşarız ama bu nedir.. nasıl bir aldanıştır..? bir karıncanın boyutlarına bakıp onun ne kadar küçük olduğunu düşünen sen, henüz yeterince büyümedin.. büyümek istemedin.. çünkü bu seni korkutuyordu.. karıncadan böcekten korkmak koydun adını.. şimdi eğilip iyice bak şu küçük yaratığa, bakabilirsen.. korkularınla yüzleş.. elini ısırmasına izin ver, acıyı hisset.. sakin ol, bırak gezinsin teninde, yer yer kızarsın derin.. ama sen birşey yapma.. elinin üstünden masaya indi ve yoluna gitti.. yaşattın onu.. yaşamasına izin verdin.. gördün mü bak.. oldu işte.. kim demiş büyümek için.. bir kırk yıl daha ekmek yemen gerektiğini.. hepsi hepsi küçük bir ısırık yetti.. * ilkellik tüm varlıklar için geçerlidir.. o, herşeyin özündedir.. gelişim ise bize ait olmayan bir teknoloji.. biz de diğer varlıklar gibi onun hükmünde doğar büyür ve gelişiriz.. eğer bir gün ışık hızın...