amber



*

"ve bir kılıç, bazen de can verir.."

yıllarca körüklenen ateşten kor halinde çıkıp örse yatan çelik, iğne deliğinden geçen suyu damla damla içmiş, ustasının maharetli ellerinde ince ince çekiçlenerek, son darbesini de az önce tatmıştı..

yaşlı mohsen, eserini eline alıp güneşe uzattı.. kızgın çeliğin parıltılarında, geçmişin yansımalarını izledi saatlerce.. nasırlı elleriyle sertliğini, çeliğin yumuşaklığını kontrol etti..

sonra da sedire oturup sağ bacağını sıyırdı.. sıra sıra dizili ince çizgiler halinde, baldırından ayak bileğine kadar inen, sık aralıklarda yüzlerce kılıç yarası vardı.. kör alfabesine dokunur gibi gözlerini kapayıp, her biri yaptığı kılıçları temsil eden kesiklerin üzerinde ellerini gezdirdi..

henüz soğumamış olan eserini bacağına, en son attığı kesiğin hemen altına yaklaştırdı, baldırına bir çentik daha atmak üzereyken, durup bir kez daha ahşap duvarların yarıklarından sızan tozlu gün ışığını süzdü.. sonra aniden ayağa kalkıp kılıcı sedire bıraktı.. iki eliyle kisvesini yırtarak çıkardı.. kılıcı sedirden alıp çıplak ve buruşmuş göğsüne yasladı..

“-bismillah!” diyerek, omzunun sol üstünden başlayarak, kalbinin üzerinden göğsünün ortasına kadar inen derin bir kesik açtı..

kan, tüm yarayı doldurup taştı.. göbeğine doğru süzülen kanları sol eliyle durdurup bir fırça gibi memesine kadar sıyırdı.. sonra da kılıcı kendi kanıyla yıkadı..

iki elinin üstünde kılıcı tutup kıbleye yöneldi, diz çöktü ve ayetler mırıldanarak kabzasına bir şeyler kazımaya başladı.. işini bitirdikten sonra, kanlı ellerini toprağa vurup abdest aldı ve iki rekat şükür namazı kıldıktan sonra ellerini açtı ;

bu son kesiğim!

son eserim!

sen benim,

sonsuz aşkım!

kanlı çiçeğim!

amberim!

dedi, ve dili de kanlar içinde kalıncaya kadar, kılıcı en keskin yerinden defalarca öptü..

böylece amber, ilk olarak sahibinin tadına baktı..

o artık, mohsenin en maharetli eseriydi.. yeryüzündeki en keskin kılıç hazırdı.. yıkık dökük evinin önünde bekleyen ulağa göz ucuyla bakıp, başını yavaşça yere eğdi usta..

ulak koşarak atına atladı, üç gün süren yolculuk sonunda şahın huzurunda secdeye kapandı..

şahın haberi aldığında bir kılıç gibi parlayan gözlerini pür dikkat izlemekte olan büyük veziri, vaziyeti anlayıp, buyruğunu beklemeden, en gözde iki askerini, sultanın mührüyle mohsene yolladı..

bu altı günlük bir zamandı..

yaşlı mohsen ve amberi için başbaşa kalacakları son altı gün..

ihtiyar, nereye giderse gitsin amberi de yanında götürüyordu.. kimseler bilmesin, anlamasın diye onu kalın ve yamalı bohçalara sarıyor, üzerine kömür tozları atıyor, işe yaramaz paslı bir demir parçası gibi görünmesini sağlıyordu..

akşamları evine geldiğinde ise amberi bir güzel yıkayıp yağlıyor, temizleyip parlatıyor, sevgili kılıcını çırılçıplak bir kadın gibi yavaşça yatağına yatırıyordu.. üzerini özenle örtüp, kendi de çıplak bir şekilde yanına kıvrılıyordu..

altı günü böyle geçti mohsenin..

askerler mohsenin evine geldiklerinde, saygıda kusur etmemek için kapının önünde bir süre başları önde, sessizce beklediler..

onun; atların hırıltılı soluklarından ve huysuz kişnemelerinden uyanıp kapıyı açacağını biliyorlardı..

öyle de oldu..

tahta mandalı kaldırıp yavaşça kapıyı araladı.. sultanın askerleri olduğunu anlaması çok sürmedi.. mührü alıp öptü ve başının üstüne koydu..

amberi yolculuk için hazırlamış, onu altın işlemeli ipek şallara dolamıştı.. gönülsüzce ve gözü yaşlı teslim etti kılıcı askerlere..

yavrusundan ayrılmıştı fars diyarının en büyük kılıç üstadı.. amberin nasıl doğduğunu, yediği ilk çekiç darbesini, ateşte harlanışını, özenle ve bıkmadan günlerce su içirişini.. tüm o yılları birkaç saniye içinde yeniden yaşadı ihtiyar usta..

aslında sadece yavrusundan değil, sevdiği, hanımı, dünya ahiret eşi amberinden bir kez daha ayrılıyordu.. on yıl önce evini yağmalayan eşkıyaların kılıçlarının altında can veren kadını amber..

o günlerde şah kendisini bizzat ziyaret etmiş, intikamını alacağına dair söz verip mührünü basmıştı fermanına..

ve mohsen ilk defa kendi acısı, intikamı, sevgili amberi için yeryüzünün en ölümcül, ihtişamlı kılıcını döğmeye o gün karar vermişti..

amber, intikam için yeniden hayat bulmuştu sevgilinin hünerli ellerinde..

sultanın askerleri gecikmenin bedelini iyi biliyorlardı.. üç günleri vardı.. amberi teslim alır almaz hızla atlarını mahmuzlayıp yola koyuldular..

mohsen, güneşin altında kızışmış atların bıraktığı toz bulutu dağılıncaya ve karanlık gölgeler halinde tepenin ardında kayboluncaya kadar arkalarından baktı.. sonra yaşlı ve yorgun adımlarla yeniden ocağın başına döndü.. ateşi yaktı, körüğe asıldı.. birkaç kez körüklediyse de gücünü toparlayamadı.. sonsuz ayrılığın acısına daha fazla dayanamayan kalbi tekledi..

" amber!" dedi hırıltılı ses..

örsün üzerine yığıldı.. gözleri, sanki olacakları görür gibi irice açılmış, ahşap yarıklarından sızan gün ışığını son kez izliyordu..

bir süre sonra ocağın cılız ateşi söndü,

usta öldü..

*

askerler üç gün sonra amberle birlikte şahın huzuruna çıktılar..

eğilerek yaklaşıp ipek şallar içindeki kılıcı, ayaklarının altına serdiler ve iki büklüm gerisin geri çekildiler..

şah aslında mohsene bir söz vermişti fakat amberi eline aldığında anladı ki, bu kılıç birkaç eşkıyanın kellesini almaktan çok daha fazlasını yapacak bir kudrette işlenmişti..

tarifi olmayan bir kılıcın, tarifsiz gücünü ellerinde, iliklerinde hissetti sultan..

amber, nice savaşlarda binlerce insanın kanını içti, vurdugu her zırh, her bir kılıç parçalandı ve değdiği her canlı ölümü tattı..

ona karşı duranlar kadar, onu tutan eller de yitip gitti savaş meydanlarında..

ve bir gece; saraydan çalmak isteyen eşkıyalar da..

sultanın yakalamaya dahi tenezzül etmediği bu ucubeler, bir zamanlar mohsenin eşi amberi katleden soygunculardan başkası değildi..

o gece başlarını bir bir ambere eğdiler..


verdiği sözü yerine getirmeyen şahı bekleyen son da çok farklı olmayacaktı,

kanlı çiçek, onun da boynunu taht kavgalarında devirdi..

ve böylece;

kılıçların üstadı mohsen,

şahtan, eşkıyalardan,

nankör insanevladından,

aşkının kabzasına kazıdığı lanetli muskayla intikamını çok fena aldı..

**

y.a

Yorumlar

cache dedi ki…
Acı ile, kin ile, intikam ile döğülen bir kılıçtan daha güçlü ne olabilir ki..

harika bir kurgu ve çok ustaca bir anlatım.Çok etkilendim..
** dedi ki…
çok teşekkür ederim..

Bu blogdaki popüler yayınlar

hasta

hasta

hasta