* konuşuyoruz değil mi ? seninle konuşuyorsam, sen de benimle konuş.. yumruk atarsam, karşılık ver yumruklarınla.. ama yumruk atarsan da ben karşılık veremem.. güçlü değilim ya da böyle vahşi.. belki de tek bir yumrukla halledersin işimi, suratımı dağıtır ve beni susturabilirsin.. .. * yumruk adam, kemiklerinden ses gelinceye kadar yumruklarını sıktı, gerinerek arkasına yaslandı, gözleri keskin bir kılıç gibi tepeden parıldıyor, yazarın üstünde ağır bir hakimiyet sağlıyordu o devasa kütlesiyle.. ağır ağır, yaşlı bir alimin diliyle konuştu.. “güzel bir hitabet yeteneğin var, ve dilin çok güçlü.. karşında nice insanlar bir maymuna dönmüştür, iyi bilirim, oysa benim senin gibi bir yeteneğim yok dostum, yumruklarımdan başka.. ve ben düzeni ancak böyle sağlarım, konuşarak değil, vurarak..” * yazar adam dikkatle onu dinliyordu.. yumruk adam konuştukça konuştu, dili çözüldü, kelimeler zincirinden boşalmış vahşi atlar misali parlayarak şaha kalktı.. yazar adam hiç araya girmedi, sözünü kes...