ihtiyar
*
iki ihtiyar karı koca.. doksan yaşlarında.. gözlerini pek açamıyor kadın, açsa da eskisi gibi iyi görmüyor.. adam yürümekte zorlanıyor, yaslanacak gücü kalmamış bastonuna..
ikisini tepenin denize bakan yakasında bırakıyor çocukları..
- temiz hava, güneş ve güzel bir manzara iyi gelir anneme.. diyor büyük oğlu..
torunları da can atıyor, onlarla kalmak istiyor.. çocuklar, manzaranın tadını doksan yıl öncesinden keşfetmiş iki afacan..
rüzgâr hafifçe esiyor ihtiyarları sarsmadan, bulutlar güneşi perdeliyor, deniz çarşaf gibi..
- bugün sanki herşey bizim için planlanmış.. diyor ihtiyar adam..
bunu söylerken cebinden evlendikleri gün çekildikleri siyah beyaz resmi çıkarıyor.. bir o resme bakıyor, bir karısına..
- herşey eskidi.. resim bile buruşup solmuş.. hatırlar mısın, bu resmi çekebilmek için adam bizimle bir saat uğraşmıştı, yanarsa vay halimize! ne heyecanlanmıştık..
- sadece heyecanlı olsak neyse.. çok sinirliydin! diyor ihtiyar kadın, alırken resmi hayat arkadaşından..
bir not düşülmüş arkasına ;
- elini hiç bırakmayacağım..
gülümsüyor, gözlerini silerken titreyen elleriyle..
birlikte ilk doğan çocuklarını, sonra diğerini, ve onların ilk konuşmalarını, okullarını, evliliklerini, arkasından gelen torunlarını konuştular.. kadın bahçede sulamayı unuttuğu çiçeklerini hatırladı sonra..
- ben suladım senin yerine.. dedi adam. " - ayrıca ilacını almayı da unutmuşsun.."
ağrılarını hatırladı yaşlı kadın.. verdiği amansız mücadeleleri.. birlikte verdikleri herşeyi...
güneş onlar için yeterince izin vermişti bulutlara..
rüzgâr daha bir sert esmeye başladı.. deniz uyandı, dalgalar kayalara ulaştı, iki afacan ellerinde sopalarıyla iki ihtiyara doğru koştu..
asırlık kadının elini tuttu adam, bastonuna bile veremediği bir güçle..
gittiler..
resmi tepenin orda bıraktı kadın.. tekrar dönmeyeceklerini biliyormuşçasına
elli yıl önce düşülmüş nota yeni ilavesiyle birlikte ;
- elimi hiç bırakmadın..
- bırakmadım..
- sen tutunca, elimin titremesi geçiyor..
- benim de..
**
y.a
iki ihtiyar karı koca.. doksan yaşlarında.. gözlerini pek açamıyor kadın, açsa da eskisi gibi iyi görmüyor.. adam yürümekte zorlanıyor, yaslanacak gücü kalmamış bastonuna..
ikisini tepenin denize bakan yakasında bırakıyor çocukları..
- temiz hava, güneş ve güzel bir manzara iyi gelir anneme.. diyor büyük oğlu..
torunları da can atıyor, onlarla kalmak istiyor.. çocuklar, manzaranın tadını doksan yıl öncesinden keşfetmiş iki afacan..
rüzgâr hafifçe esiyor ihtiyarları sarsmadan, bulutlar güneşi perdeliyor, deniz çarşaf gibi..
- bugün sanki herşey bizim için planlanmış.. diyor ihtiyar adam..
bunu söylerken cebinden evlendikleri gün çekildikleri siyah beyaz resmi çıkarıyor.. bir o resme bakıyor, bir karısına..
- herşey eskidi.. resim bile buruşup solmuş.. hatırlar mısın, bu resmi çekebilmek için adam bizimle bir saat uğraşmıştı, yanarsa vay halimize! ne heyecanlanmıştık..
- sadece heyecanlı olsak neyse.. çok sinirliydin! diyor ihtiyar kadın, alırken resmi hayat arkadaşından..
bir not düşülmüş arkasına ;
- elini hiç bırakmayacağım..
gülümsüyor, gözlerini silerken titreyen elleriyle..
birlikte ilk doğan çocuklarını, sonra diğerini, ve onların ilk konuşmalarını, okullarını, evliliklerini, arkasından gelen torunlarını konuştular.. kadın bahçede sulamayı unuttuğu çiçeklerini hatırladı sonra..
- ben suladım senin yerine.. dedi adam. " - ayrıca ilacını almayı da unutmuşsun.."
ağrılarını hatırladı yaşlı kadın.. verdiği amansız mücadeleleri.. birlikte verdikleri herşeyi...
güneş onlar için yeterince izin vermişti bulutlara..
rüzgâr daha bir sert esmeye başladı.. deniz uyandı, dalgalar kayalara ulaştı, iki afacan ellerinde sopalarıyla iki ihtiyara doğru koştu..
asırlık kadının elini tuttu adam, bastonuna bile veremediği bir güçle..
gittiler..
resmi tepenin orda bıraktı kadın.. tekrar dönmeyeceklerini biliyormuşçasına
elli yıl önce düşülmüş nota yeni ilavesiyle birlikte ;
- elimi hiç bırakmadın..
- bırakmadım..
- sen tutunca, elimin titremesi geçiyor..
- benim de..
**
y.a
Yorumlar