Kayıtlar

Temmuz, 2009 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Hırsız

göksel baktagir - gülru * hazirandı.. kısık gözlerinin kıyısına vuran sarı bir yakamozdu ellerimden kayıp denize düşen.. bir hırsız gibi gizlice oltamı atıp peşime iki de polis takıp çaldım seni ey yıldız karanlık bir geceden.. hazirandı, aylardan dolunay.. ** y.a

Son Perde

Resim
by pascal chove * karartılmış salonda yalnız bir seyirci.. elinde fenerle ışık tutuyor biri.. "hepsi senin adam .. geç otur , dilediğin gibi.. " gözlerinde şeritler sırayla , ve hızla dönerken perdeye siyah beyaz kareler yansıyor.. " bu senin hayatın.." diyor makinist bitmiş bir filmi sararken , ve paketleyip mühürlerken .. elinde fener le yerinden kalkıyor adam ışık tutuyor sıradaki seyirciye , bir sonraki filme, boş koltuklara, perdeye, karanlığa , makiniste , ve herşeye.. "hepsi senin kadın.." diyor "artık, hepsi senin.. " ** y.a

Düşünlerim

* sınırlar.. sınırlarda sürüler.. onları güden çobanlar.. çobanların kuralları, yasakları.. tüm yönetenler, yönetilenler.. mazlumlar ve ahları.. zayıflar ve inlemeleri.. onlara iyilik dağıtanlar.. melekler.. kurtarıcılar.. din adamları, büyükler, ve onların da büyükleri.. kutsallar.. çekinmeli bunlardan, bu dehşetli canavarlardan.. onlar toprakta biten haşhaş tarlaları gibi rüzg â rda hafif hafif sallanırlar hep birlikte.. aynı yöne, aynı amaçla.. ve tüm bu yediklerimizdir, bizi uyuşturan bir eğip bir kaldıran rüzgârıyla ordan oraya savuran sallandıran.. * küçük bir örümcek, ağını örmekte ahşabın kenarına.. evi benimle paylaşıyor.. ne cesaret.. ne büyük bir dalga geçiş.. büyüklüğümle ölümüne alay ediyor.. ve ben, bir devle yaşayamayacak kadar korkak, ve aciz olduğumu farkediyorum.. ** y.a

Yara

* ben bir yarayım.. baştan ayağa uzanan derin bir yara.. kaç zamandır hiç durmadan kanım akıyor, bitmek bilmeyen kanım.. giderek daha da hissizleştim, artık acıyı hissetmiyorum, sadece kulaklarımda derin bir uğultu, ve biraz başım zonkluyor.. iyilikseverler, ellerinde pamuklarla dayanmış kapımı zorluyor.. ama biliyorum ki onları rahatsız eden yara değil.. hani bir sağanak yağmurda, bir fırtınada sel basar evleri ve ellerini kürek yapıp panikle suları dışarı atarlar, ağlayıp, çırpınıp isyan ederler ya.. işte benim kanım da onların evlerini bastı, o yüzden burada isyancılar.. yoksa ben bir yarayım, akan kanım.. kim takar.. durum başka.. ev gidiyor ev.. ahşaplar çıra gibi yanıyor, o beyaz dokumalar, örtüler, halılar kırmızı lekelerle doluyor.. sinekler hücum ediyor bahçelere.. bir gündüz vakti kan kokusu almış yarasalar uyanıyor karanlık uykulardan.. ve tutuşmuş, çılgına dönmüş tüm sakinler.. öyle bir seferberlik hali ki şimdi hepsi elele, bilmem kaçıncı kez ana baba, kardeş, sevgili olmu...

Düşünlerim

* şu hayat, bana bir antilop sürüsüne yapılan aslan saldırısını anımsatıyor.. ölüm, içimizden birini pençeleriyle çekip aldığında, diğerlerimiz yaşamaya, yeme-içmeye, sevişmeye devam edecek.. bu hep böyle.. sadece diğer hayvanlardan farklı olarak bizler, olaya birazcık melodram katıyoruz.. o da insanın en zayıf (güçlü..) yanlarından biri.. demek ki seviyoruz anlamlandırmayı, demek ki seviyoruz anlamsız kılmayı.. ya da biz aslında sevmiyoruz.. başı ve sonu diye tanımladık herşeyi.. arayı yine biz doldurduk.. ama ne yaptıysak kendi içimizde anlamı var.. yoksa bir sürüngenin, antilobun ya da aslanın umurunda mı bu yapay acılarımız, mutluluklarımız.. kim görmüş bir antilobun aslana nefret beslediğini, ya da farelerin yılanlara kin güttüğünü.. onlar yadsınamaz bir gerçeği biliyor.. bir zamanlar biz de biliyorduk.. ama unuttuk artık.. şimdi varsa kendi oyunumuz var.. kendi acımız, kahkahamız var.. ** y.a

Oyun

Resim
natural born killers * - çok fenasın.. çok.. - ben seninle, fena olanı seviyorum.. - biz kötüyüz sevgili.. - iyilik isteyen kim.. bırak, bizden uzaklarda o cılız aleviyle yanmaya devam etsin.. - tıpkı bir mum gibi.. titrek .. - ve korkak.. ** y.a

Kapılar

* kulaklarını dayamış beni dinliyorlar.. hissediyorum.. yaklaşıp, aniden açıveriyorum kapıları.. önce afallıyorlar, o malum dengeleri bozuluyor, düşmemek için yaslandıkları eşikten destek alıyorlar.. sanki, beklenmeyen o davetsiz misafir benmişim gibi, gözlerini ve ağızlarını iri iri açarak, büyük bir şaşkınlıkla bana bakıyorlar.. “bu ne münasebetsizlik! sen de kimsin..!“ diyor karanlık gözler, o ardına kadar açılmış boş ağızlar.. “ tamam! önemli değil.. rahatsız ettiğim için üzgünüm..” diyerek, kapıları usulca yüzlerine kapıyorum.. * zaten önemli şeyler de anlatmıyordum, ne duydular ve duyduklarından ne anladılar bilmem.. ama şu an en az ben de onlar kadar şaşkınım elbet.. bir süredir salonun orta yerindeyim.. masanın etrafında dolanıyor, sandalyeme ters oturuyorum, kalkıp bu sefer de masanın üstüne çıkıyorum.. ve ben hep şunu diyorum; "gözler kapalıyken en alçak yükseklikle, everestin zirvesindeki yükseklik hissi esasen aynıdır.. bir farkla; diğerine tırmanmak biraz zaman al...

Düşünlerim

* taraf tutmam gerekirse; hayvanların tarafını tutarım.. bu, ne tür bir hayvan olursa olsun.. insan, dilediği hayvanın kılığına girebilen hayvanımsı bir varlıktır.. üstün zekası, gelişmiş duyuları ve yorumlama yeteneğiyle her türlü ortama uyum sağlayabilir.. ya da uyumu bozar.. (her zaman..) ama bir yılan, hiçbir zaman aslan taklidi yapmaz, ya da fare gibi olmaz.. keza fare de yılan gibi soğukkanlı bir sürüngeni oynamaz, tabiatında ne varsa odur.. o bir faredir, yılandır, aslan ya da çakaldır.. ikinci bir hayvan türünü içinde barındırmaz.. fakat insan bunu fazlasıyla başarır.. üstelik aynı anda ürkütücü bir yılan, ve zavallı bir fare olabilir.. kimileri onu bir aslan gibi görürken, kimileri de bir çakal olarak görebilir.. ve bu özelliğiyle insan; ne üstündür, ne de onlardan biri.. ** y.a

Düşünlerim

* ölüye duyulan matem, zaten ölecek olana duyulan o zavallı, çaresiz matemden daha komiktir; öyle ki gözyaşları kaçmak için onlardan sıraya girer.. * kim diyor onlar birbirine yabancı diye.. doğum ve ölüm olsa olsa iki kardeştir, hatta ikiz kardeştir.. vakti geldiğinde kucak açmalısın kardeşine, birini diğerinden ayrı tutmayan sevginle.. * bir gün gülen kardeş, ağlayan kardeşi ziyaret etmiş.. demiş ki gülerek ; - sen neden hep ağlıyorsun, bak gözlerin de bozuldu, eskisi gibi iyi görmüyorsun, ve yanına gelene kadar beni de tanımadın.. ? ağlayan kardeş gözyaşlarını silerek derin bir iç çekmiş ; - sevgili gülen kardeşim, benim gördüklerimi görseydin, ve bilseydin, sen de benimle birlikte ağlardın.. demiş.. bunun üzerine gülen kardeş, ağlayan kardeşine sıkıca sarılmış ve gülümseyerek onu ıslak gözlerinden öpmüş ; - ah benim canım, ağlak kardeşim.. evet, çok isterdim gördüklerini görmeyi, ve bilmeyi.. o zaman belki daha çok gülerdim.. ** y.a

Notlar

* - kırmızı ışıkta.. her yerde o gölgeyi arıyordu.. en sonunda karanlık bir sokağa gizlendiğini fark etti.. karanlıkta saklı bir gölge.. sonra feneri karanlığa tuttu.. ve sonsuza dek gölgeyi kaybetti.. * - yağmur altında.. yağmur yağıyordu, ve şimşekler kırbaçlıyordu ağaçları.. fakat hakikat öylesine kök salmış ki onlar yanıp tutuşurken bir milim kımıldamadılar.. * - kahve.. son yudum.. ey bana saygı duyanlar, hayran olanlar, gözü yaşlı karanlıklar; bilin ki bu ölü, sizlerden nefret etmekte.. tıpkı yaşarken olduğu gibi.. * - yine, kırmızı ışıkta.. evet, belki ben bir çiviyim.. öyleyse vur kafama ki seni deleyim.. * - kaldırımda.. çok soğuktu her biri.. ve şimdi hepsi bir araya gelmişti.. o an buz kesti ortalık.. donmuştu hislerim.. artık üşümüyordum.. * - şarap bitti.. zaaflarım kuru odunlar misali yanmaya hazır, ve sen elinde ateşle yaklaşıyorsun bana.. * - gece.. bu örtünün altında ne varsa; o benim.. peki örtü, sen kimsin..? * - bir başka gece.. seviyorsam bu karanlığı seviyorum....

Takas

Resim
photo : neil krug * - kayıp gidiyordu zaman ellerimden, saçlarına tutunurken.. - o an.. öylece kalabilirim yanında.. - o anı durdurabilirim sen yanımdayken.. * durdular.. susturucu takılmış bir silahın ölüm tüten şafağında.. sonsuzluk; iki rehin sevgili öpüşen.. ve aşkı takas eden karanlık iki gölge sessizce toprağa düşen.. ** y.a

amber

Resim
* "ve bir kılıç, bazen de can verir.." yıllarca körüklenen ateşten kor halinde çıkıp örse yatan çelik, iğne deliğinden geçen suyu damla damla içmiş, ustasının maharetli ellerinde ince ince çekiçlenerek, son darbesini de az önce tatmıştı.. yaşlı mohsen, eserini eline alıp güneşe uzattı.. kızgın çeliğin parıltılarında, geçmişin yansımalarını izledi saatlerce.. nasırlı elleriyle sertliğini, çeliğin yumuşaklığını kontrol etti.. sonra da sedire oturup sağ bacağını sıyırdı.. sıra sıra dizili ince çizgiler halinde, baldırından ayak bileğine kadar inen, sık aralıklarda yüzlerce kılıç yarası vardı.. kör alfabesine dokunur gibi gözlerini kapayıp, her biri yaptığı kılıçları temsil eden kesiklerin üzerinde ellerini gezdirdi.. henüz soğumamış olan eserini bacağına, en son attığı kesiğin hemen altına yaklaştırdı, baldırına bir çentik daha atmak üzereyken, durup bir kez daha ahşap duvarların yarıklarından sızan tozlu gün ışığını süzdü.. sonra aniden ayağa kalkıp kılıcı sedire ...